Harpler, muharebeler, savaşlar, boğazlaşmalar, insanoğlunun galiba, insanlaşmasıyla başlayan kaderi. Hatta belki de, her zerresi bir karşılıklı güçler çekişmesi olan doğanın, toplumları da saran, ebedî kanunu.
23 Temmuz 1908'de hürriyetin yahut Meşrutiyet'in ilânı memlekette galiba daha ziyade biz çocukların anlayabileceğimiz bir şeydi. Bu ihtilâli anlayışta halkın kavrayışı da, galiba biz çocukların kavrayışlarından ileri geçmiyordu. Sokak gösterilerine herkes, yaşı ne olursa olsun bir çocuk heyecanıyla karışıyordu.
Aşk veya savaş destanlarının havası, hurafelerden başkaydı. Bunlarda yaşayan tabiatdışı mahlûklar değil, insanüstü kahramanlardı. Lirik öykü ve destanların hepsinde müşterek olan şuydu: bunlarda aşk, hiçbir zaman visale ulaşamayan bir şey, yani "ebedî bir hasret"ti.