Artık ne mutlu ne mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde "insan" dünyasında tek gerçek şey bu. Her şey geçip gidiyor.
Bu yıl yirmi yedi yaşına gireceğim.
Saçlarım beyazladı diye insanlar kırkımı geçtiğimi sanıyor.
İnsan toplumuna karşı gardımı giderek düşürmeye başlamıştım. İnsanlar âlemi denen yerin korkunç olduğuna dair dehşetim artık batıl inanç gibi gelmeye başlamıştı. Eminim gittiğimiz her yerde milyonlarca mikrobun gezip dolaştığı bir gerçekti. Bununla birlikte, tek yapmamız gerekenin bu gerçekleri tamamen görmezden gelmek olduğunu fark ettim ve bunu yapınca onlar bizim üzerimizdeki hâkimiyetlerini kaybediyorlar, sonunda tamamen ortadan kayboluyorlardı.
Gerçek korkak mutluluktan bile korkar. Pamuk yün bile yaralar onu.
Neşeden bile incinir. Panikledim, yara almadan önce hızlıca kaçmak istedim, bu yüzden kendimi o tanıdık soytarı perdesiyle sarmaladım.
Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar? Bu kadar katı egoist olabilirler mi? İşlerin böyle olması gerektiğinden o kadar eminler ki kendilerinden bir kez bile şüphe duymuyorlar mı? Eğer öyleyse, sanırım katlanmak daha kolay olabilir. Merak ediyorum insanların böyle olup olmadığını ve onları mutlu eden şeyin bu olup olmadığını merak ediyorum. Bilmiyorum işte... Acaba geceleri rahat uyuyorlar mı? Nasıl rüyalar görüyorlar? Yolda yürürken ne düşünüyorlar? Para mı? Eminim tek mesele bu değildir.
Kimsin sen?
Izdırap.
Tuzağa yakalan bir hayvan kaçmak için kendi bacağını ısırır. Ya da kuyruğunu bırakıp kaçar. Savaş ya da kaç.
Kaçmadan savaşabilmek içinse korkularına hükmetmen gerekir.
"Korkmamalıyım. Korku aklın katilidir. Korku yok olmaya sebep olan küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun üzerimden ve içimden geçmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiği zaman, onun yolunu görmek için gözlerinin içine bakacağım. Korkunun gittiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım."