Bende acısı derin olan kitaplardan biridir darağacında 3 fidan. hepimizin bildiği gibi deniz gezmiş, Hüseyin inan ve Yusuf aslanın o noktaya nasıl geldiklerini incecik ama güzel bir şekilde anlatır.
lise zamanımda okumuştum, bu kitapla birlikte bu konuda bir çok kitap okumuş olmamdan mütevelli hafızam çok temiz değil.
aklımda kalanlar,
ölüm yoluna gittiklerinden yüzde yüz emin olarak inandıkları uğruna savaşmaya devam etmiş olmalarıdır. birde veda mektupları.
okuduğum yaşımda, onlara inanılmaz imrenerek bakmış olsam da, bugün uğruna savaştıkları şeyi başarmaları için çok genç olduklarını görebiliyorum. gençlik bile bilse, yaşlılık yapabilse cümlesinin vücut bulmuş hali bu gençlerin verdiği mücadele.
silahlı mücadeleyle gerillalık yapmaya başlamamış olsa, daha iyi ve farklı bir düzen içine de girebilirlerdi belki..
herkes okusun mu derseniz, inandığı uğruna yapılabileceklerin sınırsızlığını görmek için okusunlar ama unutmasınlar ki, ölüm, sahneden çekilmen için bir bahanedir. Kalıp aydınlatmaya devam edebilmek için yol bulmak ve o şekilde inandıklarını savunmaya devam etmek gerekir.
Benim 1990'larda okuduğum bir kitap. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını anlatan bir kitap. Yakalanmaları ve mahkeme sırasında olanlar anlatılıyor. Ayrıca kitapta yazarın şiirleri de var. Kitabın son bölümünde ise mahkeme ve bunun hukuki geçerliliği hakkında bazı insanların yazıları var. Kitap aslında Vatan gazetesinde yazı dizisi olarak yazılmış 1976 yılında ve sonra kitap haline getirilmiş. 22 yıl yasaklı olarak kalmış kitap. Tekrar izin verilince birçok baskı yapmış. Kitapta yazanlar idam kararının haksız ve ağır olduğunu söylüyor. Suçluydular ama cezası idam olmamalı idi deniyor. Bugün bile bazı insanlar, banka soymak nasıl idam ile cezalandırılır veya kimseyi öldürmemişler neden idam edildiler der. Halbuki idama gerekçe bunlar değildi. İdam kararı gerekçesi anayasayı zorla değiştirmek yani rejim değiştirmek idi. Kitapta bunun bir avuç genç ile yapılamayacak bir suç olduğu ve kararın ağır olduğu yönünde.
68 hareketlerinden etkilenmiş Türk solu ve bu gençler acaba komünizmi veya 68 hareketini ne kadar anlamışlardı? Orası da muamma bence. 68 hareketi ne kadar sol bir hareket gibi görünse de mesela Stalin ve Sovyetlere karşı bir hareketti de aynı zamanda.
Üç evlat, üç genç, üç fidan….
İncelemeye başlamadan evvel şunu belirtmek istiyorum. Siyasi görüş olarak değil vatanseverlik ve insanlık olarak değerlendirmek gerekir bu olayı. Ve bazı yorumlar yapmadan önce iyi araştırmak ve dönemin siyasilerinin yıllar sonra söylediklerine de bakmak önemli.
Dar Ağacında Üç Fidan bende bir kitap etkisi bırakmadı; resmen içimde kapanmayacak bir yara açtı. Sayfaları çevirdikçe yalnızca üç gencin hikâyesini değil, bu ülkenin kendi evlatlarından nasıl korkabildiğini gördüm. Daha yirmili yaşlarında, hayalleri olan, öfkeleri olan, inançları olan üç genç… Ve karşılarında koskoca bir devlet. İnsan okurken bazen cümlelere değil, boğazına düğümlenen o çaresizliğe takılıyor.
En ağır gelen şey idamın kendisi değil; bir annenin evladına son kez bakması, bir halkın sessiz kalması ve gençliğin darağacında susturulmaya çalışılmasıydı. Çünkü bazı ölümler yalnızca ölüm değildir. Bazı ölümler, bir ülkenin vicdanına bırakılmış ömürlük utançtır.
Nihat Behram öyle bir anlatmış ki; insan kitabı okumuyor, yaşıyor. Bir yanda “adalet” denilerek verilen kararlar, diğer yanda hayatının baharında toprağa düşen çocuklar… Bazı insanlar gerçekten ölmez; onları öldüren düzen unutulmadıkça yaşamaya devam ederler.
“Dar Ağacında Üç Fidan” bana şunu hissettirdi: Bu ülkede bazen gençler yanlış yaptıkları için değil, boyun eğmedikleri için cezalandırıldı. Ve bazı darağaçları yıllar geçse de hâlâ bir halkın hafızasında sallanmaya devam ediyor.
İncelemeyi Deniz’in güzel bir sözü ile bitirmek istiyorum. “Sen yanmazsan, ben yanmazsam , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”
Keyifli okumalar…
Özellikek mayıs ayında okumayı tercih ettim okurken hazırlıksız yakalandım fakat kitabı bırakıp peçete almaya dahi gidemedim merhametli okurlarsanız başlamadan yanınıza peçetenizi almanızı öneriyorum fotoğraflar ve nihat behramın şiirleriyle zenginleştirilmiş akıcı bir kitap sadece son kısımı anlamakta biraz zorlandım onurlu bir yaşam ve onurlu bir ölüm toprakları bol olsun
Zaman farklılık göstersede insanın hayatta kalma mücadelesi hep aynı... İnsan öyküsü sevenler için güzel bir kitap ancak rüzgar bile çeşit çeşit betimlenmişti, okurken o kısım beni yordu.
Merhaba kitap dostlarım…
Bugün sizlere benim için sıradan bir kitap olmayan, her okuduğumda aynı yerden vuran bir eserle geldim. Bu kitabı tekrar okudum… ama bazı hikâyeler ilk kez okur gibi yakıyor insanı.
Kitap, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın üniversite yıllarından başlayıp adım adım sona yürüyüşünü anlatıyor.
Eylemler… Yakalanmalar… Kaçışlar… Tekrar yakalanış… Ve ardından başlayan o sert mahkeme süreci.
Mahkemede söyledikleri sözler, geri adım atmayan halleri aslında sonun habercisi gibi. Karar verildiğinde artık her şey net: darağacı…
Ama kitabın en ağır yeri idam gecesi.
Gece yarısı kapılar açılıyor. Gardiyanlar geliyor.
İsimler tek tek okunuyor… Önce Deniz Gezmiş, ardından Yusuf Aslan, sonra Hüseyin İnan…
Onlar ise kaçmaya çalışan insanlar gibi değil.
Sakin… net… ve kabullenmiş değil, inandıkları yolda yürüyen insanlar gibi ilerliyorlar.
Darağacına götürülürken attıkları her adım, aslında bir son değil, bir duruş gibi.
Son sözleri, ses tonları, o anki tavırları… insanın içini parçalıyor.
Ve sonra…
Üç fidan gerçekten darağacında bırakılıyor.
O sayfaları okurken kitap elinizde ama içinizde bir ağırlık oluşuyor. Çünkü bu sadece bir idam değil… göz göre göre bitirilen üç genç hayat.
Bu kitap bana her okuduğumda aynı şeyi hissettiriyor:
Bazı insanlar ölür… ama bıraktıkları iz asla silinmez.
Ben bu tarz gerçek, sert hikâyeleri zaten çok severim. Ama bu kitap… gerçekten insanın içine oturuyor.
Okuyup kapatılacak değil, uzun süre akılda kalan bir kitap.