Hikâye, Engizisyon'a gönderilen şifreli mektuplarla başlıyor. Bu mektuplarda, Leonardo da Vinci'nin Son Akşam Yemeği freskine Kilise'yi sarsacak mesajlar gizlediği iddia ediliyor. Bunun üzerine gerçeği öğrenmek için Milano'ya bir ajan gönderiliyor ve olaylar giderek karmaşık bir hâl alıyor. Kitap, freskteki detayların sanatsal tercihler mi yoksa bilinçli mesajlar mı olduğunu sorgularken, Da Vinci'nin Kilise'ye meydan okuyup okumadığı sorusu etrafında şekilleniyor.
Roman boyunca, bir yol haritası gibi Son Akşam Yemeği tablosunun görseline sık sık bakma ihtiyacı hissediyorsunuz.
Da Vinci'nin eserlerine yönelik merak artıyor, yalnızca bu freskte değil, diğer tablolarında da benzer gizemler olup olmadığını sorgulamaya başlıyorsunuz.
Javier Sierra, sanat ve tarihi iç içe geçirerek, okuyucuyu spekülasyonlarla dolu bir dünyaya davet ediyor. Freskteki sembollerin gerçekten bir mesaj taşıyıp taşımadığı ya da sonradan ortaya çıkan yorumlar olup olmadığı üzerine de düşündürmüyor değil. Sanat tarihi ve dini sembollerle ilgilenenler için ilginç bir okuma sunarken, kurgu unsurlarının ağır bastığını göz önünde bulundurmakta fayda var.