Nihan Özdamar

Ne tuhaf şey
Algı ne tuhaf şey.. Görmek istediğini görüyor insan. Fotoğraflar ne acayip... Okumak istediğini okuyor insan. En serbest fikirlimiz bile sabit. Kurallarımız var için için, kocaman duvarlarımız var. 'Olması gerekenler' imiz var. Sıra sıra dizdiğimiz 'yakıştırmalarımız'. Basıyoruz yargıyı, patlatıyoruz yorumu rahatlıyoruz. Dönüp kendimize bakmayı unutuyoruz.  -Ayşe Özyılmazel
Edebiyat
Reklam
MUSALLA TAŞI (Arada bir çok bunaldığınızda)
Bir zamanlar bir psikoloji kitabinda okudugum bir bolum vardi...  Hayatin ve getirilerinin kiymetini anlamak icin tavsiye edilen bir metod vardi icinde...  Deniyordu ki:"Arada bir,cok bunaldiginizda,hayatin sizin icin cekilmez hale geldigini dusundugunuzde kendinize 10 dakika ayirin ve kendi CENAZE Toreninizi dusunun".......  Cumleyi ilk okudugum da carpilmistim....  Ben girisin akabinde pozitif bir gelisme ve tavsiye bekliyordum... Ama "kendi olumunuzu ve cenazemizi" dusunmemiz tavsiye ediliyordu....  Tuylerim diken diken oldu ve yazarin sacmaladigini dusundum o an... Ama onyargi dusmani biri olarak okumaya devam ettim.... Diyordu ki: "bunlari dusundugunuz de dunyada ki yerinizi, dunyayi terkettiginizde olusacak boslugu,sevdikleriniz ve sizi sevenler icin oneminizi anlayacaksiniz.....Ozellikle insanlarin sizin neler soyleyeceklerini,onlar icin ne ifade ettiginizi hissetmeye calisin...O andan geriye donme sansiniz olmadigini, hayat denen kredinizin bittigini ve onlara yanit verme sansiniz olmadigini dusunun.....  Tekrar sarilma, bir kez daha opme ihtimalinizin bittigini hissedin...Dunyada ki kusluklerin,ayriliklarin,kavgalarin yaninda bu acinin ve geri donulmezligin korkun caresizligini yasayin... Birakin caniniz yansin,birakin alevler icinde kavrulsun tum ruhunuz.... Orada, o musalla tasinda dusunun kendinizi... Seyredin su an cevrenide olanlarin yuz ifadelerini....Akillarindan ve yureklerinden gecen cumleleri hayal edin.....  Kitaba devam etmeden biraktim kenara ve gozlerimi kapatip aynen dusunmeye basladim...Esimi,oglumu,annemi,babami,kardeslerimi ve diger tum cevremi oturttum tek tek kendi cenaze torenimdeki yerlerine....birer birer yerlestirdim tabutumun cevresine hepsini///hayatimda cok nadir bu kadar canim yanmisti....goruyordum iste"babaaaa..." diye
FARK ETMELİ INSAN
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...  Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli. Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.  Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli. Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı k apalı olduğunu,ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.     Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli. Baskın yeteneğini fark etmeli sonra. Azraillin her an sürpriz yapabileceğini,nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan    Hayvanl arın yolda , kaldırımda , çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.    Yaratılmışların en güzeli oldu ğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı. Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli. Evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli. Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli. Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli. Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.    Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark  etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan.....    Ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür... O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür...
İlişkiler
Hayatınız seçtiğiniz kadındır!
Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale : -Hayatını bağışlarım ama bir şartım var , der.'Kadınlar hayatta en çok ne ister?' budur bilmek istediğim....... Bu sorunun yanıtını getir ; kurtar kelleni der. General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kaf dağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir....Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:  -Kadınlar hayatta en çok ne ister? Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil..... -Evlen benimle!!!!.....O zaman öğrenirsin ancak istediğini... Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit'e ve : -Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!. Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar ancak cadıyada evlenmek için söz vermiştir. Neyse evlenirler.İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada.....Konuşur cadı : - Benim kaderim böyle...Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim der,  Ne dersin?Geceleri seninleyken mi güzel olayım,yoksa gündüzleri dışarıdayken mi?..... General düşünür ve : - Sen bilirsin kararı kendin ver der.İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.... Peki bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir??? 1 - Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler. 2 - Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir. 3 - İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir…..cadıdır. :) Hayatınız seçtiğiniz kadındır....... Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,  zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir. Hayat kat kattır.Babil'in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve
İlişkiler
Bavulları hep toplu durmalı insanın..**
Bavulları hep toplu durmalı insanın...  Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...  Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...  İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...  Yalnızlığa alışmalı...  Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti.  Dayanışma, günümüzün borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...  Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.  Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.  Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;  Zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır...  İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...  Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan...  Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...  Romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...  “Yalnızlık paylaşılmaz/Paylaşılsa yalnızlık olmaz”  Dizeleriyle başlamalı güne...  Telesekretere “Şu anda size cevap verebilecek kimse yok! ” denmeli,  “Belkide hiç olmayacak...” cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...  Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.  Haklılığın onuru yaşatır insanı...  Susmanın utancı öldürür...  O yüzden en sessiz gecelerde “Doğruydu, yaptım” la teselli bulmalı insan.  Feryada komşuların yetişmemesine,  Soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı...  Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı...  Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,  Kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı... 
Edebiyat
Reklam