Konuşmak, gevelemek; duymak, dinlemek; bakmak, görmek... Bunlar çok farklı eylemler. Herkes bir şeyler anlatıyor. Dikkat edin; aklı kıt olanın, sözü daha çok oluyor. Anlamak isteyene, seni hissedene, ufak bir açıklama yetiyor bazen. Bazı şeyleri yürekten hissedemeyenlere de, bazı gerçekleri kelimelerle anlatmak ne kadar zor oluyor değil mi? Hatta imkansız.
Etrafınıza bir bakın. Herkes herşeyi biliyor. Bilmiyorum demek üç büyük günahtan biri sanki. Bu yüzden de söz sahibi olmaktan fikir sahibi olamıyoruz. Bazı zamanlarda da daha çok, seni ne anlatmak istediğin değil karşıdakinin ne anlamak istediği öne çıkıyor. Bir şeyi çok iyi bilmek onu anlatabilmek için yetmiyor bazen de. Anlatmak için birilerinin anlamasını umuncaya kadar bir de bakıyorsun almış başını gitmiş hayat.
Lafı fazla uzatmadan (!) kısa bir hikayecikle hedefe gidelim.
Farabi'ye sormuşlar:
"Lafı uzatanlara ne yapmak lazım?" diye.
O da şöyle demiş:
"Uzun konuşanı kısa dinlemeli".
Huzur mu istiyorsun Alazizim?
Öncelikle şükretmeyi alışkanlık haline getir. Kabullenmeyi öğren. Senin de bazen hata yapabileceğini kabullen mesela. İnsanları değiştiremeyeceğini, onları olduğu gibi sevmen gerektiğini kabullen.
Hakkında konuşulanlara asla kulak asma. Ağzı olan konuşmuyor mu zaten, uğraşma.
Herkesi sözünü tutacak sanma. Bu belki de en büyük hatan. Çünkü önüne gelen söz veriyor. Sözünün eri olmayan insanın sözünün ömrü, menfaati bitene kadar olur, unutma.
Işin en acıklı tarafı kötü niyetli eleştiriler çoklukla eleştirdiği şeyin ne olduğu hakkında bilgi sahibi olmayıp fikir sahibi olanlar tarafından gelir.
Yaptığın işlerde, attığın adımlarda da dışarısının onayına kendini bağımlı kılmadan bu yüzden çok önemli.
Başkalarının onayına ihtiyaç duymak, başkalarının senin hakkında olur olmaz yorumlar yapm, yerme ve yargılama fırsatı verir. Bilgi sahibi olmayan insanlara yargılama fırsatı verdiğinde ne kadar acımasız olabileceklerine inanamazsın.
"Dost, acı söyleyen değildir, acıyı tatlı söyleyebilendir".
-Mevlana
Kalpte olan daima dışarıya yansır.
Doğruyu söylemek çok değerlidir, lakin doğruyu acıtmadan söyleyebilmek daha değerlidir.
Kendine okuyamayan "Ben oldum" sanır. Her şeyi bildiğini düşünür. "Odum demenin öldüm demekle aynı olduğunu bilmez". Kendini okuyan, Yaradan'ı uzakta aramaz. O'nun kendinde olduğunu bilir.