Büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmeyen, sade zihniyetli ve ya
şantılı, fakat o nisbette güç hayat şartları içinde bulunan bu insanlar,
Sünni İslam'ın karmaşık ve anlaması güç bir takım inanç esaslarını ve abdest alarak günde beş vakit namaz kılmak, yahut Ramazan ayında bir ay oruç tutmak gibi , ancak yerleşik hayatın sağlayabileceği bir intizam gerektiren şer'i ibadetleri pek de önemsemiyorlardı.
Bu sebepledir ki, çoğu zaman İslam'ın ince ve karmaşık teolojik konularıyla hiç ilgilenmeyen, ama güçlü bir mistik cezbenin hakimiyetindeki, çoğunluğu okuma yazma dahi bilmeyen Türkmen babalarının geleneksel hurafelerle karışık, kendilerine daha uygun gelen, tasavvufun basitleştirilmiş
fikirleriyle yorumlanmış müslümanlık anlayışına yöneliyorlardı. Ama onlar
kendilerini çok samimi bir şekilde İslam'a adamışlar ve ona bağlanmışlardı.
Sünni müslümanlık geleneğinin kadın ve erkeğin bir arada oturmasını hoş
görmeyen eğilimine karşılık bu babalar, yaşadıkları hayat icabı sabahtan ak
şama kadar kadın erkek bir arada bulunan Türkmenler'in, kökü çok eski
deviriere dayanan kadın-erkek toplu bir şekilde icra edilen cezbe dolu müzikli ve rakslı dini ayinlerini yönetiyorlardı. Esaslarından biri bu tür ayin yapmak olan Y esevilik'in Türkmenler arasındaki ya yılına başarısını bir bakıma burada aramak icap eder.