Bir düşün, burada hayatını ne uğruna mahvediyorsun?
İçtiğin kahveyi ayağına getirdikleri, mideni tıka basa doldurdukları
için mi? Peki, ama sizleri beslemelerinin sebebi ne? Namuslu bir
kızın burada bir lokma bile boğazından geçmez, çünkü neden yemek
verildiğini hemen anlar. Burada daima borçlu olacaksın ve sonuna
kadar, müşteriler senden bıkıp sırt çevirmeye başlayana kadar borcun
tükenmeyecek. Gençliğine güvenme; o gün göz açıp kapayana kadar
gelecek. Burada zaman dörtnala yol alır ve işte o vakit gözünün yaşına
bakmadan seni kapı dışarı ederler. Hem de öyle düpedüz değil; epey
öncesinden, sanki bu ev uğruna gençliğini, sağlığını harcayan, ruhunu
mahveden sen değilmişsin, patronu batırıp, soyup soğana çevirmişsin,
kadıncağızı neredeyse köşe başında avuç açacak hale getirmişsin gibi
davranır, her hareketine mim koymaya, olur olmaz sebeplerle azarlamaya,
en ufak şeyleri başına kakmaya başlarlar. Kimsenin senden
yana çıkacağını da umma; patrona şirin görünmek için hep birlikte seni
gagalarlar, çünkü buradaki herkes, vicdanı, acıma duyguları çoktan silinmiş
birer esirdir. Bu çamura bulanmış mahlûkların hakareti de
dünyanın en adi, en iğrenç hakaretidir. Sağlığını, gençliğini, güzelliğini,
ümitlerini, sahip olduğun her şeyi körü körüne bir sadakatle
buraya verecek, yirmi iki yaşında otuz beş gibi görüneceksin; bir
hastalık kapmamışsan, gene Tanrı’ya şükret. Belki bugün, ağır bir iş
yapmadığını, rahat yaşadığını düşünüyorsun. Halbuki dünyada bundan
daha ağır, daha kahırlı iş yoktur. Bunu düşünmek bile insanın içini
parçalıyor. Buradan kovulduğun zaman da tek bir söz söyleyemez, gık
diyemeden, tam bir suçlu gibi süklüm püklüm gidersin.Önce başka bir eve yerleşirsin, oradan da bir üçüncüsüne; böyle birkaç ev daha
değiştirir ve nihayet Sennaya’ya kadar düşersin. Oradaysa her