Işıklar, mermerler, ihaleler ve üniformalar içinde bir baş dönmesini yaşayan ve yönetme yetkisini aldığı halkla arasında baskı, yalan, vergi ve ceza dışında bir ilişkisi kalmayan devlet, kendi rengine ve duruşuna uymayan her sesi bir ihanet paranoyası ile boğuyor; varlığını korumakla görevli olduğu ve varlık gerekçesini oluşturan halka karşı, ne anlama geldiğini ancak çıkar sahiplerinin bildiği 'ülkenin âli menfaatleri'ni korumak için açık bir küçümseme, örtülü bir kin ve örümcek ağını andıran gücüyle hayatın her alanına sızarak taşlar gibi katı duruyordu. Yurttaşlığı kulluk, özgürlüğü başıboşluk, barışı zayıflık ve yaşama hakkını bir lütuf sayan tutumu ve olanca uzaklığı ile devlet, büyük çoğunluğu her gün biraz daha kendi yalnızlığına itiyordu.
"....fakat hayır, bütün bunları yapabilmek, kendisini alışkanlıklarının dışında denemek için başka türlü adam olmak lazımdı. koşmak, kımıldamak, atılmak, istemek, isteyişinde devam etmek lazımdı. bütün bunlar benim için değildi. ben biçare bir gölge idim. yanımdan biraz sürtünerek geçen her adamın peşine takılan, ondan ayrılır ayrılmaz, iki kedi yavrusu gibi birbirine sokulan, birbirinin kucağında gülen, ağlayan iki çocukla çapaçul, biçare bir gölge... gül! dedikleri yerde gülen, ağla veya konuş dedikleri yerde konuşan, ağlayan, enteresan buldukları zaman enteresan olan, yüzüne bakmadıkları gün mevcut olmayan biçarenin biri..."
Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde... Fakat daima ödersiniz... Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lūzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz...