Yanlış bir kararın ne kadar korkunç sonuçlara yol açabileceğini bu kadar çarpıcı anlatan çok az kitap okudum.
Yıllarca çocuklarının üzerine titreyen Jude Farraday’in ikizleri Mia ve Zach’in, liseye başladıkları ilk gün Lexi Baill’le tanışmasıyla başlayan hikâye, kısa sürede bir aile hikâyesine dönüşüyor. Uyuşturucu bağımlısı bir annenin kızı olan Lexi, yalnız geçen çocukluğunun ardından Farraday ailesinin bir parçası oluyor.. Özellikle Mia ile kurduğu bağ, kitabın en güçlü ve en kırılgan taraflarından biri. Bu hikâye, aile kadar arkadaşlığın da insanı nasıl ayakta tuttuğunu gösteriyor.
Lise son sınıfa gelindiğinde ise her şey yavaş yavaş değişmeye başlıyor. İkizlerin üniversite hayalleri varken Lexi’nin seçeneklerinin ne kadar sınırlı olduğunu görmek içimi acıttı. Aşkın, gençliğin ve özgürlük duygusunun her şeyi gölgelediği o dönemde, düşünmeden alınan kararların nelere mal olabileceğini okumak çok sarsıcıydı. Ve bir gecede verilen tek bir yanlış karar, herkesin hayatını geri dönülmez biçimde altüst ediyor.
Bu kitap beni gerçekten duygudan duyguya sürükledi.
Bir anne olarak zaman zaman satırlar çok ağır geldi.. bazı bölümlerde gözyaşlarıma engel olamadım. Kristin Hannah’ın suçluluk ve affetme duygularını bu kadar derinden işlemesi, kitabı bitirdikten sonra bile etkisinin üzerimde kalmasına neden oldu.
Gece Yolu’nu okuyup da etkilenmemek mümkün değil. Çünkü bu hikâyede kimse tamamen suçlu ya da masum değil; herkes biraz kırık, biraz eksik.