"Atticus, davayı kazanacak mıyız?"
"Hayır, tatlım."
"O zaman neden..."
"Daha başlamadan yüzyıl önce davayı kaybetmiş olmamız demek kazanamaya çalışmayacağımız anlamına gelmez," dedi Atticus.
Genç vücudunun her zerresinden hayat yıldırımı geçmişti. Fakat, kendisinin Tosun’a karşı aşkıyla Tosun’un kendisine karşı aşkında çok müthiş bir fark vardı. Tosun, onun için yegâne şeydi. Fakat Aliye, Tosun’un hayatını sarsan bütün ihtiras içinde sadece bir parça, bir zerre idi. Zavallı küçük kız bilmiyordu ki, aynı kudretle birbirine [bağlı] olan büyük aşkların hepsi masallardadır. Kendi bâkir kalbinin taşıdığı, bütün dünyasını dolduran aşk sahrasında tek ve yalnızdır. Garip bir hissikablelvukuyla kendisinin Tosun’a her şeyi (her şey nedir, henüz bilmiyordu) vereceğini, Tosun’un gece geçen gemiler gibi onun ıssız hayatında bir defa ışığını gösterdikten sonra geçeceğini hissediyordu. Bilmiyordu ki:
“Kârbanı aşk ıssız bir beyabandan geçer.”
Sizin toprağınız benim toprağım, sizin eviniz, benim evim, burası için, buranın çocukları için bir ışık, bir ana olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım, vallahi ve billâhi, dedi.