Gün Batımı
Yüksekten korkardım çoğu zaman. Şimdi hissetmiyorum ayaklarım binanın kenarında sallanırken. Yıldızlar gözlerimi alıyorlar. Hep mi böyle parlaktılar? Gecenin kara manzarasını yıldızlar aydınlatmaya çalışıyorlar. Daha birkaç saat önce binanın içindeydim. Ne zaman çıktım tepesine?
Kulağıma sesler geliyordu. Uzanıyordum soğuk bir odada. Bana ondan geriye saymamı söylemişlerdi. 10, 9, 8... Gerisi aklımda kalmamış. Vücudumda garip şeyler hissediyordum. Sanki kendimi dışarıdan seyreder gibi. Uzaklaşıyordum gövdemden. Kısa bir an için tüm ilişiğimi kestiğimi duyumsadım var olmaktan. Kirpiklerimin kıpırdamasına son şahit oluşumda, göz pınarlarımdaki damlalara yansımıştı olanlar.
Karanlıktı ameliyathane. Bedenim masanın üzerinde uzanıyordu. Bağrışıp duran doktorlar geçiyordu yanımdan. Jeneratörleri soruyorlardı. Bileğimi tutan bir hemşire nabzımın olmadığını söylüyordu. Ardımda bırakıp kendimi çıktım ordan. Koridorlar karanlıkta olsa yolumu bulmak zor değildi. Geziniyordum hastanede. Büyük bir kalabalık vardı alt katlarda. Ellerinde silahlarla adamlar. Beni görecekler sandım, geçip gitti yanımdan koşarak onlardan biri. Ateş ediyorlardı her bir yana. Hiçbir kurşun değmiyordu bana. Sanki bir pelerinim vardı da göstermiyordu beni. Koskaca şehir görünüyordu camdan, kapkaranlık. Gökyüzünde ani dönüşleri ile camları zangır zangır titreten uçaklar geçiyordu. Elleri kafalarının üzerine konmuş beyaz önlüklü doktorları gördüm ilerde, başlarında dayalı silahlar. Konuşuyorlardı o silahlı adamlar aralarında. Tüm şehrin elektrik hatlarının kesilmiş olduğundan ve asıl darbeyi hastanede yapacaklarından bahsediyorlardı. Jeneratörlerin patlamaları ardı ardına duyuldu. Canını kurtarmak için hastanede bulunanlara morga dönüşmüştü burası.
Koşuşturuyordu insanlar. Sonra pat pat pat!