Sütten kesildiğim ay, daha ağzımdaki süt kurumadan iki aile benim geleceğimle ilgili kendi aralarında konuşarak anlaşmışlar. Bu belirsizliğin bedelini ne kadar ağır ödeyeceğimi hiç hesap etmeden.
Yaşayan iki annenin biricik yetim kızıydım. Biri beni daha ağzımda sütü kurumamışken evlatlık vermişti, diğeri de beni 13 yaşında ilk anneme iade etmişti. Ayrılıkların, yalancı ya da gerçeği söylemeyi reddeden akrabaların, mesafelerin kızıydım. Kimin kızı olduğumu artık bilmiyordum. Aslında şimdi bile bildiğim söylenemez.
Gözlerinde tuzağa düşmüş ve kaçacak yeri olmayan bir avın bakışları vardı. Toprağın altından yeryüzüne fırlayan bir hayalet gibi çıkmıştım karşısına. Sadece bendim işte, bir bebekten büyükçe, bir çocuk. Bir çocuk insanı ne kadar ürkütebilir ki?