Tıpkı hastalıklar gibi düşünce ve duyguların da bir kuluçka dönemi var. Ve kuluçka döneminde bu duygu ve düşüncelere göre hareket edip davransak bile aslında bu düşünce ve duyguların varlığından haberdar olmuyoruz. Ve bu duygu ve düşünceleri bilinçaltımızdan gün yüzüne çıkaracak bir olayla karşılaşmazsak, asla duygularımızın etkisi altında kalmadığımızı iddia etsek bile 'hayatımızın geri kalanı boyunca onlar tarafından yönetiliyoruz. Duygu ve düşüncelerimize ters düşse de çeşitli davranışlarla haklı olduğumuzu ispatlamaya çalışıyoruz ama dışarıdan bir göz bu çelişkiyi kolayca fark edebiliyor. Bazen bu çelişkileri kendimiz fark edince çok şaşırıyoruz. Bazen ise hiç farkına varmadığımız için muazzam acılar çekiyoruz.
İnsanoğlunun tek tutarlı tarafı vücududur. Ve sırf vücudumuz aynı kalıyor diye pek çoğumuz zihnimizin de aynı kaldığı sanrısına kapılır,
bugün dün yaptığımızın tam tersini yapsak dahi kendi benliğimizi sürdürdüğümüzü düşünürüz. Sorumluluk meselesi patlak verip de sözlerimizi tutmamakla suçlandığımızda acaba neden hiçbirimiz "Çünkü zihnim hatıralarla dolu ama aslında hepsi paramparça," diye cevap vermiyoruz? Bu çelişkiye defalarca düşmüş birisi olarak, saçma olduğunu düşünsem bile bir şekilde sorumlu olduğumu hissediyorum. Böylece insanların topluma kurban gitmeye oldukça müsait bir şekilde bir araya getirildiği sonucuna ulaşıyorum.
Aynı zamanda, paramparça olmuş ruhumun düzensiz hareketlerine yakından tanık olduğum için, kendime başkasının gözüyle bakıp mevcut durumdan, insanların son derece güvenilmez olduğu sonucunu çıkarıyorum.
Son zamanlarda karakter diye bir şeyin olmadığını düşünmeye başladım. Nice yazar, şöyle karakter
yarattım, böyle karakter yazdım diye böbürlenir. Okurlar da o
karakterlerin şusunu busunu çok iyi bilirmiş gibi konuşmaktan
geri durmazlar, fakat işin özü yazarların yalanlar uydurarak kafa
bulmasından, okurun da bu yalanlara bayılmasından başka bir şey
değildir. Doğrusunu söylemek gerekirse sabit ve nihai karakter
diye bir şey bile yoktur. Asıl olan, romancıların nasıl yazacaklarını bilmedikleri bir şeydir. Olur da bunu denerlerse ortaya çıkan
ürün bir roman olmayacaktır. Gerçek insanları anlamak güçtür.
Tanrı bile onları kolayca anlayacak güçte değildir. Fakat belki de
sırf kendim böyle ne yapsan olmaz birisiyim diye diğer insanların da aynı olduğunu varsayarak doğrudan sonuç kısmına atlıyor olabilirim. Eğer öyleyse kabalık etmiş olurum.