Bedenin özben olmadığı,duyuların oyunun özben olmadığı nasıl kesinse düşünceler de, akıl da, öğrenilen bilgelikler de,bir düşünceden sonuçlar çıkarma ve yeni düşünceler üretme becerisi de özben değildi.Hayır,düşüncelerin dünyası da özben'in uzağındaydı,duyuların rastlantı niteliği taşıyan Ben'ini öldürüp düşüncelerin ve bilgeliklerin rastlantı niteliğindeki Ben'ini beslemek de hedefe götürmeyecekti.Her ikisi de, gerek düşünceler gerek duygular hoş şeylerdi,en son anlam her ikisinin arkasında gizliydi,her ikisine de kulak vermek,her ikisiyle de oynamak gerekiyordu,ikisi de küçümsenmemeli ya da abartılmamalıydı;yapılacak şey,her ikisine kulak verip Ben'in gizli seslerini yakalamaktı.
Susuzluk çekiyorum,ah Govinda ve Samanaların bu uzun yolunda susuzluğum şuncacık azalmadı.Bilme denen şeye susadım durudm hep,içim sorularla dolup taştı sürekli.
Ama yollar kendisini ne kadar Ben'den uzaklara alıp götürse de bir yer de durup ileri geçmiyor,onu yine alıp Ben'e getiriyordu.Siddartha,isterse binlerce kez Ben'den kaçıp gitsin,hiçlikte yaşasın,hayvanda,taşta kalsın bir süre,sonunda yine Ben'e dönüşün elinden kurtulamıyor,vakti gelince yine kendini bulmaktan kaçamıyordu,güneş ışığında ya da mehtapta,gölgede ya da yağmurda yeniden Ben oluyor ve zorunlu çevrimin sıkıntısını duyuyordu yine.