Dünyada hepimiz sallantılı,
korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi.
Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez.
O “kendisine döndüğü” anlardan birini yaşıyordu, birden dönüp kendinize baktığınız ve “Ben kimim? Ne yapmaya çalışıyorum? Şimdiye kadar ne başardım? İyi miyim?” diye düşündüğünüz anlardan biri. Hafifçe hıçkırdı.