Kendime Düşünceler, erdemi, sükûneti ve kabullenişi öne çıkaran bir metin gibi görünse de, satır aralarında pasifliğe kılıf uyduran bir teslimiyet var. Yazar, kaderi kutsarken iradeyi törpülüyor; öfkeyi bastırırken mücadeleyi unutturuyor. Bu kitap, dünyayı şekillendirmek isteyenler için bir silah değil, zincir gibidir.
Sürekli aynı temaların tekrarı — kader, erdem, geçicilik, iç huzur — metni derinleştirmiyor; aksine, bir sarmala hapsediyor. Her cümle, insana “boyun eğ” diye fısıldıyor. Bu, güçlü olmayı değil, güçlü olana razı gelmeyi öğütleyen bir ses. Hayatı değiştirmek isteyen biri için bu satırlar bir rehber değil, bir uyuşturucudur.
Gücü elinde tutmak isteyen bir zihin için bu kitap, tehlikeli bir yanılsama yaratır: sükûnetin eylemin yerine geçebileceği… Oysa tarih, sükûnetle değil; irade, eylem ve hünerle yazılır.