Aylardır rafımda durup okunmak için beklenen bir kitabı daha bitirmenin sevincini yaşıyorum. Ancak bu sevinç içinde buruk bir pişmanlık da barındırıyor içinde. Atticus ve çocuklarıyla bu kadar geç tanışmış olmak beni biraz üzdü. Öncelikle kitabı gerçekten çok severek okudum. Çocukların ağzından anlatılan şeylerin her zaman daha etkili olduğunu düşünürüm. Dikkat etmediğimiz birçok detayın, önemsemediğimiz birçok durumun aslında bir çocuğun gözünde nasıl göründüğünü görmek bakış açımızı da geliştiriyor gibi geliyor bana. Neticede hepimiz bir zamanlar çocuktuk.
Kitap, ırkçılık ve ayrımcılık kelimelerinin katı soğukluğu Scout'un anlatımıyla biraz yumuşatmış olsa da asıl o bunlara şahit olduğu için daha yürek burktu. Dünya'nın neresinde olursa olsun tarihin hangi kısmında olursa olsun ayrımcılığın hep yaşayan ve malesef ki gelişen bir mekanizma olduğu fikrinden bahsediyordu Atticus aslında. Onun haklılığına hak vermekti belki de bu kitabı bu kadar farklı kılan.
O küçük Maycomb kasabasında yaşayan bir avuç insan bile dil, din, ırk, soy olarak birbirlerini karşılıklı o kadar ayrı kefeye koymuşlardı ki. Halbuki Scout o koca koca insanlardan çok daha evvel fark etmişti bir farkın olmadığını. ''Hepsi insan'' demişti.
Kitap beni diğer okurlar aksine başında dahi sıkmadı. Yer yer gülümsedim çocuk oluşlarına, yer yer endişelendim onlar karanlıkta yürüdükçe.
Hukuki açıdan baktığımızda da bir çocuk ağzından anlatıldığından detaylı olmasa da bir avukat çocuğunun bazı konulara küçük yaşında hakimiyeti hissediliyordu. O duruşma salonunun kasvetini hissettim şahsen ben.
Bu nedenle iyi ki diyorum ve tavsiye ediyorum.