Puan vermedi·264 syf.··
2026 4144. kitabı
Kitabın ismi ve çıkış fikri bende büyük bir merak uyandırmıştı. Farklı coğrafyalar, ambulans mesleğinin içinden ilginç anılar ve insan hikâyeleri okuyacağımı düşünerek başladım. Ne yazık ki beklentimle karşılaştığım metin arasında ciddi bir fark vardı. Kitabın temel fikri aslında ilgi çekici olsa da anlatımın dağınık olması okuma keyfimi oldukça azalttı. Olaylar arasında geçişler zaman zaman kopuk hissettirdiği için hikâyeye tam anlamıyla odaklanamadım. Daha planlı bir kurgu ve akıcı bir anlatımla çok daha etkileyici bir eser ortaya çıkabileceğini düşündüm. Beni en çok zorlayan nokta ise dil ve anlatım oldu. Cümlelerin daha özenli kurulması, metnin editoryal açıdan daha sıkı çalışılması gerektiğini hissettim. Yer yer tekrarlar ve anlatımdaki düzensizlik, kitabın vermek istediği duygunun önüne geçti. Elbette her kitap her okura hitap etmeyebilir. Benim için maalesef beklediğim etkiyi yaratmadı ve okuma sürecinde sık sık kopmalar yaşadım. Güçlü bir fikir taşımasına rağmen, anlatım ve kurgu açısından daha derli toplu bir çalışmayla çok daha başarılı olabileceğine inanıyorum. Benim için biraz zaman kaybı hissi yaratan bir okuma oldu. Fikrine değil, işleniş biçimine takıldığım kitaplardan biri olarak aklımda kaldı. Daha güçlü bir editörlük sürecinden geçseydi çok daha fazla okurun beğenisini kazanabilecek bir eser olabilirdi.
Ambulansla Dünya TuruMelida Tüzünoğlu · April Yayıncılık · 201123 okunma
Puan vermedi
Yuval Noah Harari kendi alanında gayet güzel yazıp çizmiş lâkin iş davranış genetiği, suç, siyah-beyaz farkına gelince hiçbir şey bilmediği cherry picking yaptığı bayağı açık bir şekilde görülüyor. Adam siyahilerin suça yatkınlığını sadece ve sadece çevresel etkenlere bağlıyor, halbuki arkada bir sürü parametre var. "Siyahlarla beyazlar arasında ten rengi ve saç tipi gibi birtakım biyolojik farklılıklar vardır, ama bu farkların zeka ve ahlakla ilgisi olduğuna dair kanıt yoktur" Harariye göre siyahiler ve beyazlar arasında zeka farkı yokmuş. Fakat gerçekte IQ skorları arasında uçurum vardır (1) Uçurumun tek olduğu nokta IQ değildir, suça yatkınlık konusunda da siyahiler beyazlara kıyasla daha fazla suç işleme eğilimindedirler. (2) 1 The nature of the black–white difference on various psychometric tests: Spearman's hypothesis 2 doi.org/10.1353/sof.200...
Hayvanlardan Tanrılara: SapiensYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 202342,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·360 syf.··
2026 4143. kitabı
Cara Hunter yine ters köşe yapmayı başaran, okuru sürekli şüphe içinde bırakan bir kurguyla karşıma çıktı. Marina Fisher Ne Saklıyor? ilk sayfalardan itibaren alışılmış suç hikâyelerinin dışına çıkacağını hissettiriyor. Çünkü yazar, okurun yıllardır ezberlediği kalıpları daha en başta ters yüz ediyor. Suçlamanın yönü değişince, ister istemez kendi önyargılarınızı da sorgulamaya başlıyorsunuz. En sevdiğim nokta, olayın yalnızca "kim yaptı?" sorusuna odaklanmaması oldu. Asıl mesele; insanların gördüklerine ne kadar kolay inandığı, güç dengelerinin nasıl değişebildiği ve gerçeğin çoğu zaman ilk bakışta göründüğü gibi olmamasıydı. Her ifade, her tanık ve her yeni bilgiyle fikrim birkaç kez değişti. Tam "artık çözdüm" dediğim anda gelen yeni bir detay bütün taşları yeniden dağıttı. Adam Fawley serisini zaten severek takip ediyorum ama bu kitapta onun kişisel hikâyesinin de ön plana çıkması beni ayrıca etkiledi. Meslek hayatıyla özel yaşamının kesiştiği bölümler, yalnızca bir polisiye okumadığımı hissettirdi. Özellikle sonlara doğru yükselen tempo gerçekten nefes aldırmıyor. Sayfaları "bir bölüm daha" diyerek çevirdim. Cara Hunter'ın gazeteler, mesajlaşmalar, sorgu kayıtları ve farklı belge türleriyle kurduğu anlatımı yine çok başarılıydı. Bu teknik, olayların tam ortasındaymışım hissini güçlendirdi ve hikâyeyi daha da gerçekçi kıldı. Final ise yazarın alametifarikası olan cinsten. Beklenmedik, sarsıcı ve geriye dönüp küçük ipuçlarını tek tek hatırlatan bir sondu. Polisiye ve psikolojik gerilim sevenler için kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. Önyargılar, manipülasyon, güç ilişkileri ve adalet üzerine düşündüren; sadece katili bulmaya değil, gerçeğin ne olduğuna da odaklanan oldukça başarılı bir romandı. Ben yine Cara Hunter'ın okuru son ana kadar avucunun içinde tutmayı
Marina Fisher Ne Saklıyor?Cara Hunter · Olimpos Yayınları · 202593 okunma
Konuşamadığım sadece hissettiğim bir seri.
9/10
·224 syf.··
2026 262. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 05:18
Öncelikle bu seriyle aramda yoğun bir duygusal bağ olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Bu yüzden yorumumun tamamen objektif olmayabileceğini en baştan belirtmek isterim. Her Yeri Kızıla Boya, benim için soruların tek tek cevaplandığı, duygusal geçirgenliği yüksek ve büyük ölçüde beklediğimi veren bir final kitabı oldu. Anlatım her zamanki gibi akıcıydı. Kitabı neredeyse hiç ara vermeden tek oturuşta bitirdim. Baskı kalitesi de serinin başından sonuna kadar koruduğu yüksek standardı sürdürmüş. Hâlâ seride beni en çok etkileyen kitabın dördüncü kitap olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen bu final kitabının hissettirdiği tamamlanmışlık duygusu onu benim için bambaşka bir yere koyuyor. Seri boyunca merak ettiğim birçok sorunun cevap bulması ve hikâyenin kapanış biçimi beni tatmin etti. Elbette eleştirdiğim bir nokta da var. Kitabın son kısmını yer yer fazla zorlanmış hissettim. Ancak bu durum genel okuma deneyimimi gölgeleyecek kadar büyük değildi. Aslında hakkında konuşmak istediğim o kadar fazla detay var ki… Ama hangisini söylesem spoiler olacak. Bu yüzden sadece şunu söyleyebilirim: Benim için keyifle okuduğum ve bitirdiğimde buruk bir şekilde veda ettiğim serilerden biri oldu. Ve böylece bu seriye de veda ettim.
Mindfck 5: Her Yeri Kızıla BoyaS. T. Abby · Artemis Yayınları · 2026214 okunma
Devrim ve Ulusal Sorun Arasında
Puan vermedi
Bu çalışma, Türkiye komünist hareketinin en tartışmalı başlıklarından biri olan Kürt sorununa yaklaşımını, Komintern belgeleri ve Türkiye Komünist Partisi'nin iç yazışmaları üzerinden yeniden değerlendiren önemli bir araştırmadır. Eser, yalnızca TKP'nin Kürt isyanlarına ilişkin tutumunu ortaya koymakla kalmamakta; aynı zamanda ulusal sorun, antiemperyalizm, Kemalizm ve sosyalizm arasındaki karmaşık ilişkinin tarihsel kökenlerini de gözler önüne sermektedir. Eserin en önemli katkısı “TKP'nin Kürt sorununda bütünüyle Kemalist devletin yanında yer aldığı” yönündeki genellemeyi sorgulamasıdır. Yazarlar, Komintern arşivlerinden elde edilen çok sayıda belgeye dayanarak, TKP'nin Kürt sorununa ilişkin yaklaşımının zaman içinde değişen, çelişkiler içeren ve uluslararası gelişmelerden doğrudan etkilenen bir karakter taşıdığını göstermektedir. Çalışmada ilk dikkat çeken nokta, Komintern'in Türkiye'ye ilişkin genel siyasal perspektifidir. Sovyet Rusya açısından Kurtuluş Savaşı yürüten Ankara Hükümeti, emperyalizme karşı mücadele eden ilerici bir güç olarak görülmüştür. Bu nedenle Komintern, Türkiye'deki komünist hareketin temel görevlerinden birinin Ankara hareketini desteklemek olduğunu savunmuştur. Nitekim TKP'ye yönelik tavsiyelerde, "Ankara hareketini desteklemek" temel taktik ilkelerden biri olarak belirlenmiştir. Bu yaklaşım, Kürt isyanlarının değerlendirilmesinde de belirleyici olmuş ve çoğu zaman ulusal talepler ikinci plana itilmiştir. Komintern'in Kürt hareketlerine ilişkin yaklaşımı dönemin Marksist ulusal sorun teorisinden etkilenmiştir. Marx ve Engels'in bazı ulusları “tarihsel”, bazılarını ise “tarihsiz” veya “karşı-devrimci” uluslar olarak değerlendiren anlayışının izleri, Komintern belgelerinde de görülmektedir. Özellikle Kürtlerin siyasal birlikten yoksun, aşiret
Komintern TKP ve Kürt İsyanlarıErden Akbulut · Yordam Kitap Yayınevi · 20225 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 25. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:39
Aytmatov'u okumak, aslında insanın kendi içine doğru çıktığı sessiz bir yolculuktur. Cemile benim için yalnızca bir aşk hikâyesi olmadı. Hatta kitabın merkezinde aşk olduğunu söylemek bile eksik kalır. Çünkü Aytmatov, aşkı bir sonuç olarak değil, insanın kendini tanıma cesaretinin doğal bir uzantısı olarak ele alıyor. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan şey iki insanın birbirini sevmesi değil; toplumun dayattığı roller ile insanın kendi hakikati arasındaki o görünmez savaş oldu. Psikolojik açıdan bakıldığında Cemile karakteri, bastırılmış benliğin özgürlüğe yönelişini temsil ediyor. Onun verdiği kararlar, ilk bakışta geleneklere başkaldırı gibi görünse de aslında çok daha derin bir varoluş arayışının yansıması. İnsan bazen başkalarının yazdığı hayatı yaşamayı reddeder ve bunun bedelini ödemeyi göze alır. Bence Cemile tam da bunu yapıyor. Daniyar ise edebiyatta sık rastlanan "kahraman" tiplerinden biri değil. Onun sessizliği, konuşkan karakterlerden çok daha fazla şey anlatıyor. Travmalarını bağırarak değil, içine çekerek yaşayan insanların ne kadar derin olabileceğini gösteriyor. Psikolojide buna duyguların sessiz işlenişi denebilir. En güçlü insanlar çoğu zaman en çok susanlardır. Kitabı okurken sık sık Aristoteles'in "Erdem, insanın kendi doğasına uygun yaşamasıdır." düşüncesini hatırladım. Çünkü Cemile'nin hikâyesi tam da toplumun beklentileriyle bireyin öz benliği arasındaki gerilimi anlatıyor. Aytmatov, ahlakı kurallar üzerinden değil, vicdan üzerinden sorgulatıyor. Bu yüzden kitap, yıllar geçmesine rağmen eskimiyor. Bir başka dikkatimi çeken nokta ise anlatıcının olaylara bakışıydı. Geçmişe duyulan özlem ile çocukluk masumiyetinin birleştiği anlatım, hikâyeyi sıradan bir roman olmaktan çıkarıp adeta belleğin içinden süzülen bir hatıraya dönüştürüyor. Okur olarak
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma