Farawell Bazarov
Puan vermedi·256 syf.··
2026 24. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 02:35
-spoiler- Kitap 1800 lerin Rusya’sının sert bir toplumsal eleştirisini ve görünürde kuşak çatışmasını ama alt metinde ideolojilerin realiteyle karşılaşıldığında nasıl şekil aldığını ve bunun bireylerin karakter kurgusunu nasıl etkilediğini ele alıyor. Bu incelemeyi kitabın konusunu felsefi ya da teknik olmaktan çok bireysel ve duygusal açıdan ele alarak yazmak içimden geliyor. Özellikle Bazarov beni tetikleyen bir karakter oldu çünkü pek çok açıdan eleştirdiğim ve hoşlanmadığım her şeyin bir aynası gibiydi. Bazarov genç ve idealist bir nihilist olduğunu iddia etmesine karşın en başından beri bir teori praksis uyumsuzluğu yaşıyor. En kötüsü de bunun farkında olmaması. Yine insanların kendilerine atfettikleri değerin aslında boş olduğunu savunmasına rağmen kendisine kapasitesinin çok üstünde bir misyon yükleyerek önemli işler yapacağını belki bilimsel bir devrim gerçekleştireceğini düşünüyor. Yine sık sık bilim ve rasyonaliteye olan inancını vurguladığını görüyoruz ancak kendi hastalığında bir süre mikrop kaptığını reddederek üşüttüğünü iddia ediyor ve buna inanmaya çalışıyor. Belkide aslında hayatta inançlara da yer olduğunu anladığı nokta burası olabilir, tıpkı Anna ile birlikte aşka da yer olduğunu anladığı gibi. Çelişkilerle dolu bir karakteri var ama benim açımdan katlanılmaz olan işaretlere ve doğal sonuçlara sürekli gözlerini kapatması. İnandığın gerçekle aslında realitede olan arasında fark varsa bu değişmen gerektiğinin göstergesidir. Arkadiy bunu fark ederek kendisini buldu ama Bazarov bir türlü bunu yapamadı. Aile desteği açısından aralarında bulunan fark mı buna sebep oldu? Bunu zannetmiyorum çünkü her ikisinin de destekleyici bir aile yapısı vardı. Arkadiy ailesinin desteğini kabul etti ama Bazarov sarsılmaz egosunu yenerek bu desteği kabul edemedi. Keşke
Edebiyat
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202556bin okunma
Bir kitabın ağırlığı 120 sayfaya sığar mı?
Puan vermedi·109 syf.·
2026 15. kitabı
Kitabı az önce bitirdim. İçimde tarif etmesi zor bir ağırlık var. Sayfa sayısı çok az ama etkisi gerçekten çok büyük. Şu an çok fazla şey hissediyorum… Bu kitap beni en çok hissettirdikleriyle etkiledi. Okurken sürekli ağlamaklı oldum. Bir yandan öfkelendim, bir yandan çaresiz hissettim. Sayfalar ilerledikçe içimde büyüyen tek şey, keşke bazı şeyler farklı olsaydı düşüncesiydi. Bir de bunun gerçek bir olaydan esinlenildiğini bilmek… Sanırım beni en çok sarsan nokta buydu. Kitabı bitirdikten sonra uzun süre bunu düşündüm ve içimdeki ağırlık daha da arttı. Anne olduğum için bu kitap bana çok başka yerden dokundu. Çocuklarıma kızdığım anlar geldi aklıma. Sonra kendime dönüp, acaba onları gerçekten dinliyor muyum? Onların sessizliğini de duyabiliyor muyum diye sordum. Belki de iyi kitapların yaptığı tam olarak budur, sadece bir hikaye anlatmaz, insanı kendisiyle de yüzleştirir. Sanırım Sakar, uzun süre unutamayacağım kitaplardan biri olacak. Herkese kolayca önerebileceğim bir kitap değil çünkü gerçekten çok ağır. Ama bende bıraktığı hissi de kolay kolay unutabileceğimi sanmıyorum.
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Galip Geldik Muzaffer Olacağız
Puan vermedi·208 syf.··
2026 54. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 18:46
Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden ve Türk Tarih Kurumunun kurucularından Yusuf Akçura'nın 1919-1925 yılları arasında verdiği konferanslardan seçilen konuşmaların bir araya getirildiği bu derleme, Osmanlı Devleti'nin çöküşünün siyasi, iktisadi ve toplumsal nedenlerini ele alırken, aynı zamanda Türk Devrimi'nin yarım kalmış programına dair dikkat çekici değerlendirmeler sunmakta. Ve emperyalist güçlerle kurulacak iş birliklerinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekmesi bakımından, bugün yaşanan birçok gelişmeyle ilişkilendirilebilecek çarpıcı tespitler içeriyor. Yusuf Akçura adeta 100 yıl önceden bugüne sesleniyor. Derlemenin tamamı dikkat çekici tespitler ve öneriler içermekle birlikte, özellikle altını çizmek istediğim bazı kısımlar var. Yusuf Akçura milliyetçiliği "Demokratik Milliyetçilik" ve "Emperyalist Milliyetçilik" olmak üzere iki farklı kola ayırmaktadır. Akçura'ya göre gerçek milliyetçilik, kendi milleti için talep ettiği hak ve özgürlükleri diğer milletler için de tanımalı; başka devletlerin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit eden saldırgan bir politika benimsememelidir. Güç kullanımı ancak meşru müdafaa zorunluluğu doğduğunda haklı görülebilir. Gerçek bir milliyetçi, aynı zamanda bir devrimcidir. Günümüzde ise milliyetçilik ile devrimcilik çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak algılanmaktadır. Hatta kendisini milliyetçi olarak tanımlayan birçok kişi, "devrim" kavramını doğrudan terör veya yıkıcılıkla özdeşleştirmektedir. Oysa Akçura'ya göre Türk milleti ve devleti sürekli bir gelişim ve devinim içinde olmalıdır. Bu dönüşüm millî bir iradenin öncülüğünde gerçekleşmediği, milliyetçiler bu sürecin öncüsü olamadığı takdirde ortaya çıkan boşluk, emperyalist güçlerin etkisiyle şekillenen bir karşı devrim sürecine zemin hazırlayacaktır.
1000Kitap
Türk Devriminin ProgramıYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 201784 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 79. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 22:02
Jules Verne’in Karpatlar Şatosu romanını okurken, bunun alıştığım Jules Verne maceralarından biraz farklı olduğunu düşündüm. İlk sayfalarda eski bir şatonun etrafında dolaşan gizemli olaylar nedeniyle doğaüstü bir hikâye okuyacağımı sandım. Ancak roman ilerledikçe, Verne’in korku atmosferini bilim ve teknolojiyle iç içe geçirerek bambaşka bir anlatı kurduğunu görmek beni daha çok etkiledi. Benim için romanın merkezinde Kont Franz de Télek vardı. Onun yıllar önce kaybettiğini düşündüğü Stilla ile ilgili yaşadığı duygular, hikâyenin sadece gizem üzerine kurulmadığını gösteriyor. Franz’ın şatoya gitme nedeni merak değil, geçmişiyle yüzleşme isteği. Bu yüzden onun yolculuğunu okurken, bir maceradan çok takıntının ve özlemin insanı nereye kadar sürükleyebileceğini düşündüm. Romanın diğer önemli karakteri Baron Rodolphe de Gortz ise beni en çok düşündüren kişiydi. Stilla’ya duyduğu saplantılı bağlılık, zamanla sevginin sınırlarını aşarak sahip olma arzusuna dönüşüyor. Onun bilim ve teknolojiyi kullanış biçimi de tam burada anlam kazanıyor. Gortz’un amacı yeni bir şey üretmek değil; geçmişi olduğu gibi koruyabilmek. Bence romanın en güçlü taraflarından biri de buydu. Teknoloji burada ilerlemenin değil, vazgeçememenin bir aracı hâline geliyor. Başta köylülerin şatoyla ilgili korkularını okurken yaşananları gerçekten doğaüstü sanmıştım. Fakat olayların arkasındaki gerçeği öğrendikçe, insanların bilmedikleri şeyleri nasıl kolayca efsaneye dönüştürdüklerini fark ettim. Jules Verne’in, batıl inanç ile bilimi aynı hikâyede buluşturmasını oldukça başarılı buldum. Roman boyunca beni etkileyen bir başka nokta da Karpat Dağları’nın atmosferiydi. Sisli yollar, terk edilmiş şato ve sessizlik, hikâyeye sürekli bir gerginlik katıyor. Mekân, karakterler kadar güçlü bir role sahipti.
1000Kitap
Karpatlar ŞatosuJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,035 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 10. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 22:45
Selamlar, Bugün, okudukça kalbime dokunan, vicdanımı sızlatan ve beni uzun uzun düşündüren bir kitapla geldim. Başlığından konusu açıkça anlaşılsa da, içeriğiyle beni kendine çeken bu eser hakkında birkaç şey paylaşmak istiyorum. Kudüs. Gazze. Filistin… Bu isimleri duyunca hepimizin zihninde benzer görüntüler canlanmıyor mu? Masum siviller, yıkılan hastaneler, okullar, acılar… Öte yandan Türkiye’de yıllardır sıkça duyduğumuz bir söylem de var: “Araplar bizi sattı, onlar da topraklarını sattılar,bunlar hakkedildi..” Peki gerçek hangisi? Tarih tektir. Yaşananlar tektir. Gerçek de tektir. Okuyan, araştıran ve sorgulayan biri için Filistin’in tarihi, Osmanlı ile olan ilişkileri ve kendi topraklarını koruma mücadelesi bugünkü ile aynıdır. Peki bu kitap bize ne anlatıyor? Yazar şu ifadeyi kullanıyor: “Gazze düşerse Filistin düşer. Filistin düşerse bütün İslam dünyası düşer. Arz-ı Mev’ud’un Türkiye’nin güney sınırlarını da içerdiğini belirtelim.” Kitap ayrıca bu mücadelenin farklı aktörlerine de değiniyor. Hamas’ın kuruluş sürecinden, Ebu Ubeyde gibi isimlere kadar birçok konuya yer veriliyor. En çok dikkatimi çeken isimlerden biri ise, soykırım sonrasında doktorluğu bırakıp karikatürleriyle yaşananları dünyaya anlatmaya çalışan Alaa Allagta oldu. X hesabındaki biyografisinde şu ifadeler yer alıyor: “Tıp ile çizgi arasında. Vatanımızdaki yara, bedenimizdeki yaradan daha büyüktür. Bu yüzden küçük yarayı bırakıp büyük yarayla ilgilenmek gerekli oldu.” Hâlâ aktif olarak üretmeye devam eden bu sanatçıyı takip etmenizi tavsiye ederim.
KudüsMustafa Özel · Muhit Kitap · 20255 okunma
Bazı insanlar böyle yaşar, diye değil biz nasıl istersek...
9/10
·688 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 17:34
#Bazı İnsanlar Böyle Yaşar 5 | Final 𝗡𝗲 𝗸𝗮𝗹ı𝗿ı𝗺 𝗮𝗸ı𝗹𝗱𝗮 𝗻𝗲 𝗱𝗲 𝗯𝗶𝗿 𝘆𝗲𝗿𝗶𝗺 𝘃𝗮𝗿 𝗴ö𝗻ü𝗹𝗱𝗲. 𝗞𝗮𝘆𝗯𝗲𝘁­𝘁𝗶𝗸𝗹𝗲𝗿𝗶𝗺 𝗱𝗲 𝗴𝗲𝗹𝗺𝗲𝘇 𝗵𝗶ç 𝗴𝗲𝗿𝗶. 𝗕𝗮𝗻𝗮 𝘀𝗮𝘆𝗺𝗮𝗸 𝗸𝗮𝗹ı𝗿; 𝗲𝗸𝘀𝗶𝗸𝗹𝗲𝗿𝗶, 𝗸𝗲𝘀𝗶𝗸𝗹𝗲𝗿𝗶, 𝘀𝗲𝘃𝗶ş𝗹𝗲𝗿𝗶 𝘃𝗲 𝘀𝗶𝗹𝗶ş𝗹𝗲𝗿𝗶... ━━━━━━━ Sevdiğim bir seriyle vedalaşmış oldum. Uzun bir yolculuğun sonuna geldim ama final konusunda tam anlamıyla tatmin olduğumu söyleyemem. İlk dört kitap boyunca aksiyon temposu oldukça yüksekti. Bu kitapta ise tempo biraz daha düşüktü ve bazı bölümlerde sıkıldığımı hissettim. Anlamlandıramadığım birkaç nokta da vardı. Özellikle Lina'nın Aral'ı iki yıl boyunca neden terk ettiğinin yeterince açıklanmadığını ya da şöyle söyleyeyim gereksizmiş gibi düşündüm. Bunun yanında, uzun bir ayrılığın ardından birbirlerini bu kadar hızlı kabullenmeleri bana biraz tuhaf geldi. Ama çok seviyorlardı ve birbirlerini anladıklarını göstermek zorundaydılar xo:) Aral'ın Lina'ya olan sevgisi her zamanki gibi çok güçlüydü. Bu kadar bebeği gibi seven başka karakter yok. <3 Filiz Puluç'un erkek karakterlerini bu yönüyle seviyorum. Ancak bazen bu yoğun sevgi dozu biraz fazlalaşınca bana daral geliyor. Mıç mıç ilişkilere çok gelemiyorum bir yerden sonra üstünkörü okumaya başlıyorum. Circus meselesinin de dört kitap boyunca büyük bir olay olarak işlenip finalde oldukça kısa sürede çözüme kavuşması beni biraz daha fazlasını bekler hâle getirdi. Bunun dışında seri hâlâ benim için çok değerli. Özellikle yan karakter kadrosu çok zengindi. Her birinin hikâyeye kattığı şey farklıydı ve onları okumak oldukça keyifliydi. Ares'in ölümüne üzüldüm ama hikâyenin gidişatı açısından gerekli bir karar olduğunu düşünüyorum. Genel olarak baktığımda; zekice kurgulanmış, karakter ilişkileri güçlü ve okuru içine çekmeyi başaran bir seriydi. Finali beklentimi tamamen karşılamasa da severek okuduğum ve keyif aldığım serilerden
1000Kitap
Bazı İnsanlar Böyle Yaşar 5Filiz Puluç · İndigo Kitap · 2025278 okunma