Öklid'in Elemanları
Puan vermedi·692 syf.··
2026 452. kitabı
Matematik çoğu zaman sayılarla özdeşleştirilir. Oysa Öklid'in Elemanları, matematiğin aslında bir düşünme biçimi olduğunu gösteren en büyük eserlerden biridir. Yaklaşık 2300 yıl önce yazılmış olmasına rağmen, bugün hâlâ matematiğin, mantığın ve bilimsel yöntemin temel taşlarından biri olarak kabul edilmesi başlı başına etkileyici. Bu kitap yalnızca geometri öğretmiyor; bir bilginin nasıl temellendirileceğini, hangi varsayımlardan hareketle nasıl kesin sonuçlara ulaşılacağını adım adım gösteriyor. En çok etkilendiğim nokta, Öklid'in hiçbir bilgiyi "doğru kabul edin" diyerek sunmaması oldu. Önce tanımları ortaya koyuyor, ardından aksiyomları belirliyor ve her teoremi bir öncekinin üzerine inşa ediyor. Bu yapı, yalnızca matematiğin değil, sistematik düşünmenin de en güzel örneklerinden biri. Günümüzde bilimsel araştırmalarda kullandığımız ispat, tutarlılık ve mantıksal çıkarım anlayışının köklerini bu eserde görmek mümkün. Ali Sinan Sertoz'un çeviri ve açıklamaları ise kitabı yalnızca bir klasik olmaktan çıkarıp anlaşılabilir bir başvuru kaynağı hâline getiriyor. Tarihsel bağlam, dipnotlar ve açıklamalar sayesinde okuyucu yalnızca Öklid'i değil, aynı zamanda matematik düşüncesinin nasıl geliştiğini de takip edebiliyor. Bu kitap hızlı okunacak bir eser değil. Zaman isteyen, satır satır üzerinde düşünülmesi gereken bir çalışma. Fakat sabır gösterildiğinde karşılığını fazlasıyla veriyor. Her bölüm, matematiğin yalnızca hesap yapmak olmadığını; düzen, mantık ve kanıt üzerine kurulmuş evrensel bir dil olduğunu hissettiriyor. Benim için Öklid'in Elemanları, yalnızca geometri kitabı değil; insan aklının sistemli düşünmeyi nasıl inşa ettiğini gösteren tarihî bir belge niteliğinde. Matematikle ilgilenen herkesin, özellikle de matematiğin felsefesini ve tarihini merak
Öklid'in ElemanlarıAli Sinan Sertöz · Tübitak Yayınları · 201957 okunma
6/10
·320 syf.··
2026 21. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 20:13
Semerkant benim için çok güçlü başlayıp aynı güçte devam edemeyen bir kitaptı. İlk iki bölümü büyük bir keyifle okudum. Ömer Hayyam çok sevdiğim bir matematikçiydi; onun edebi yönünü okumak bana apayrı bir zevk verdi. Ayrıca Nizamülmülk gibi tarihin önemli devlet adamlarından birini okumak, Hasan Sabbah’ın düşünce dünyasını ve Alamut’a giden süreci görmek benim için son derece ilgi çekiciydi. Bu kısımlarda kitap gerçekten akıp gidiyor. Fakat sonrasında bazı şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Tarihi romanların birebir gerçekleri anlatmak gibi bir zorunluluğu olmadığını biliyorum. Kurguya elbette yer var ancak Melikşah’ın tasviri fazla zorlamaydı. İmparatorluğunu zirveye taşıyan bir hükümdarın neredeyse harem entrikalarının yönettiği pasif bir karaktere dönüştürülmesi beni metinden kopardı. Tarihle ilgilenen bir okur olarak, gerçekle bağdaşmadığını düşündüğüm bu yorumlar kitabın gözümde değer kaybetmesine neden oldu. Bir diğer nokta ise yazarın Selçuklulara yaklaşımıydı. Kitap boyunca İran kültürü romantize edilirken Türkler ve Selçukluların daha mesafeli, hatta olumsuz bir çerçevede ele alındığını düşünüyorum. Elbette herkes tarihi kendi penceresinden yorumlayabilir fakat bu bakış açısı okuma deneyimimi olumsuz etkiledi. Benzer bir hissi romanın son bölümlerinde de yaşadım. Bu kez yazarın tarihi karakterlerden ziyade modern dünya siyasetine yaklaşımı beni epeyce rahatsız etti. Ruslar ve İngilizler sürekli eleştirilirken Amerika’nın neredeyse idealize edilmesi oldukça tek taraflıydı. Yazarın dünya görüşünün anlatıya bu kadar belirgin şekilde yansıması hikayenin önüne geçmiş ne yazıkki. Ve finale gelirsek… Üzülerek söylüyorum ki kitabın en zayıf kısmı burasıydı. Titanik bağlantısı oldukça havada kalmış keza Şirin’in hikayesi de öyle. Romanın büyük bölümünde
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·590 syf.··
2026 11. kitabı
Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası kitabını büyük bir keyifle okudum. Kitabı elime aldığım andan itibaren olayların içine çekildim ve son sayfasına kadar merak duygumu hiç kaybetmedim. Polisiye romanları seviyorum ama bu kitabı benim için özel kılan sadece cinayetlerin çözülme süreci değildi. En çok etkilendiğim nokta, İstanbul'un tarihi ve kültürel zenginliğinin hikâyeye ustalıkla yansıtılması oldu. Roman boyunca her cinayet, İstanbul'un farklı bir dönemine ışık tuttu. Böylece hem sürükleyici bir polisiye okudum hem de şehrin geçmişi hakkında yeni bilgiler öğrendim. Ahmet Ümit'in tarihi olayları ve mekânları anlatış biçimi, sanki beni İstanbul sokaklarında gezdiriyormuş gibi hissettirdi. Bu sayede kitaba olan ilgim daha da arttı. Başkomiser Nevzat karakteri zaten çok başarılı. Olaylara yaklaşımı, sakinliği ve insani yönü karaktere ayrı bir derinlik katıyor. Yaşadığı duygusal çatışmalar, onu sıradan bir polis karakterinden çok daha gerçekçi bir hâle getiriyor. Bu kitap beni hem düşündürdü hem de etkiledi. Özellikle geçmiş ile günümüz arasında kurulan bağlantılar, bir şehrin hafızasının ne kadar değerli olduğunu gösteriyordu. Kitabı bitirdiğimde yalnızca başarılı bir polisiye roman okumuş olmadığımı, aynı zamanda İstanbul'u daha yakından tanıdığımı hissettim. İstanbul Hatırası, akıcı dili, güçlü kurgusu ve tarihî zenginliğiyle beni çok etkileyen bir roman oldu. Okurken hiç sıkılmadım ve her bölümde merakım daha da arttı. Polisiye ve tarih türünü seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim, uzun süre etkisini unutamayacağım bir eser oldu.
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma
Duzah
9/10
·528 syf.··
2026 14. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 00:50
“Bengi Elem hayatı boyunca ailesinin ilerinden uzakta gizli saklı bir konuma çemberi içerisinde büyür. Ama bu koruma çemberi ailesinin ölümüyle birlikte parçalanır. Ve Bengi ailesinin ölümüne sebep olan ‘Aslanlar’ adlı örgütten intikam almak için Perva Narbekov ile bir anlaşma yapar. Narbekovlar, Olovlar, Borisovlar ve Elemler... Dört büyük aile tarafından kurulan "Aslanlar" örgütü, kanla yazılmış kurallarla güç dengesini korumaya çalışıyor.” Benim Hazel’in kaleminden ilk okuduğum kitap Kasırgaya Kanan Saka’ydı ben o kitabı da çok sevmiştim yazım dili ve kurgu açısından Duzah’ı da aynı şekilde beğendim. Bence Duzah serisi gerçekten temeli iyi kurgulanmış mantık hatasına yer vermeyen çok kapsamlı bir kurguya sahip. Bu yüzden okuması zaman zaman zorlayıcı olabiliyor. Eminim yazması daha da zordur. Ama bence Hazel çok güzel bir şekilde üstesinden gelmiş. Yazım dilini zaten çok seviyorum Hazel’in. Ama herkese hitap edecek bir anlatımı olduğunu düşünmüyorum. Daha ağır, daha ağdalı bir dili var. Kurgu da ağır olduğu için bazı okurların zorlanabileceğini düşünüyorum. Daha olay odaklı değil de durum odaklı bir yazım dili var. Olayı değil içlerinde bulundukları durumu betimliyor. Ben bunu seviyorum ama tabi ki herkes sevmeyebilir. Betimlemelerin yanı sıra diyalogları da çok gerçek hissettiriyor. Okuru o konuşmanın içine çekiyor. Bu açıdan da okuması çok keyifli. Açıkçası karakterler çok fazla olduğu için bir kâğıt kalem ile okumak kesinlikle işinize yarayabilir. Bu karakter fazlalığı gereksiz gelmiyor hepsinin hikayeye katkısı olduğunu anlayabiliyorum ama ismleri takip etmek biraz kafa karıştırabiliyor. Ana karakterler çok iyi işlenmiş bence. Hem Bengi hem de Perva ile aramda bağ kurabildim. Bana çok iyi hissettirdiler. Aralarındaki ilişkinin gelişimi de bana doğal ve
Duzah 1Hazel Noya · Ephesus Yayınları · 2025452 okunma
9/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 00:00
Fransa'ya yapmış olduğu gezi merkezli değerlendirmelerin yer aldığı bir eser. Fransa özelinde ülkemizin batılılaşma serüveni, batıcı aydınların görüşleri eleştiri süzgecine tâbi tutulmuş, kendi öz benliğimizi korumanın asıl doğru nokta olduğu savunulmuş. Her biri bir kaç sayfadan oluşan yirmi beş bölüm mevcut. Yer yer güzel tespitler ve çıkarımlar sözkonusu.
Batı NotlarıNuri Pakdil · Ketebe Yayınları · 20241,690 okunma
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Puan vermedi·382 syf.··
2026 150. kitabı
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, ilk bakışta mizahi ve absürt bir roman gibi görünse de, aslında modernleşme sürecindeki Türkiye'nin en keskin eleştirilerinden biridir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile Ahmet Hamdi Tanpınar, zamanı yalnızca saatlerin gösterdiği bir kavram olarak değil; toplumun, bireyin ve medeniyetin değişim ölçüsü olarak ele alır. Romanın merkezindeki Hayri İrdal, güçlü bir kahraman değildir; aksine, hayatın akışına kapılan sıradan bir insandır. Onun gözünden ilerleyen hikâye, geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış bir toplumun portresini çizer. Enstitünün kendisi ise üretmeyen, fakat varlığını sürdürmek için sürekli kendini meşrulaştıran kurumların simgesidir. Tanpınar, bürokrasiyi ve şekilciliği öyle ince bir ironiyle anlatır ki, romanın yazıldığı dönemden onlarca yıl sonra bile güncelliğini koruduğunu görmek şaşırtıcıdır. Eserde beni en çok etkileyen nokta, "zaman" kavramının yalnızca kronolojik değil, kültürel bir mesele olarak işlenmesiydi. Toplumun geçmişi tamamen reddederek ilerleyemeyeceğini, fakat yalnızca geçmişe tutunarak da yaşayamayacağını gösteriyor. Bu nedenle roman, Doğu-Batı çatışmasını klişelere düşmeden, insanın iç dünyası üzerinden tartışıyor. Tanpınar'ın dili sabır isteyen bir dil. Uzun cümleleri ve ayrıntılı tasvirleri nedeniyle hızlı okunabilecek bir eser değil. Ancak bu üslup, romanın atmosferini kuran en önemli unsur hâline geliyor. Mizah ile hüzün, gerçek ile absürt, eleştiri ile şiirsellik aynı metinde doğal biçimde birleşiyor. Benim için Saatleri Ayarlama Enstitüsü, yalnızca bir roman değil; Türkiye'nin modernleşme serüvenine tutulmuş edebî bir aynaydı. Her okunuşta farklı anlamlar sunabilecek, düşünmeye zorlayan ve zaman geçtikçe değeri daha iyi anlaşılan eserlerden biri. Bürokrasiye, kimlik arayışına ve insanın zamana karşı
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202353,1bin okunma