“Bütün gerçek filozofların gözleri hep açık olmalı. Hiç beyaz karga görmemiş olsak da, aramayı sürdürmeliyiz. Günün birinde benim gibi bir şüpheci bile daha önce inanmak istemediği bir olguyu kabuk etmek zorunda kalabilir. Bu olasılığın kapısını açık tutmasam, dogmatik biri olurdum. Gerçek bir filozof olmazdım o zaman.”
“Davranışlarımızdan ne insan doğası, ne insanın zayıflığı ne de başka bir şey sorumlu olabilir. Bazen yaşını başını almış kişiler bile olmadık davranışlarda bulunup suçu Adem’e atarlar. Oysa böyle bir Adem yoktur içimizde. Kendi davranışımızın sorumluluğundan kaçmak için uydururuz bunu.”
Sofie boş “gevezeliklerin” kitleye özgü tipik bir davranış olduğunu söyleyen Kierkegaard’ı hatırladı. Bütün şu insanlar estetik aşamada mı yaşıyordu acaba? Yoksa onları varoluşsal anlamda ilgilendiren bir şey de var mıydı?