İnsanlar, fırtınaların arasında kalmış şu tek limanın yanından ihtiras dolu bir arzuyla geçip giderlerse , daimi coşkun dalgaların arasında yollarını yitirirler .
Belirli bir birey hakkındaki teorik düşünce, oldukça meşru bir şekilde tanıyanın tanınanla olan ilişkisi tarafından belirlenen ve bu düşünceyi şekillendiren bakış açısına göre değişir. Kişi hiçbir zaman başka birini tam olarak tanıyamaz; çünkü bu her bir düşünce ve duygunun bilinmesi anlamına gelirdi; bunun yerine, gözlemlediğimiz parçalan kullanarak kişisel bir bütün oluştururuz, bu bütün de özel bakış açımızın görmemize izin verdiği orana bağlı olarak şekillenir. Ancak bu farklar sadece anlayış miktarındaki farklardan kaynaklanmaz. Hiçbir psikolojik bilgi sadece objesinin mekanik bir yankısından ibaret değildir. Bu bilgi daha çok, harici doğa bilgisinde olduğu gibi, tanıyan zihnin ortaya çıkarttığı ve genel bilgiye eklediği formlara bağlıdır. Bireyin birey tarafından kavranması söz konusu olduğunda, bu formlar bireysel seviyede birbirinden çok farklılaşır.
Derin ve anlamlı olan her şeyin üzerine bir gölge düşüren bu gizlilikten, bir sır olan her şeyin temel ve önemli olduğu tipik ve hatalı fikri ortaya çıkar. İnsanların doğal idealleştirme dürtüsü ve doğal utangaçlığı gizlilik söz konusu olduğunda tek bir amaca yönelik çalışır: fanteziyle onu artırmak ve açıklanmış gerçekliğin hükmedemeyeceği bir ilgi seviyesiyle onu ayrıştırmak.
Kısıtlı bir kapsama sahip toplumlarda yaşayan, ihtiyaçlarını kendi üretimi ya da doğrudan işbirliği yoluyla karşılayan, ruhsal konulara ilgisini kişisel deneyim ya da basit geleneklerle sınırlayan ilkel insan varlığının maddesini, daha yüksek bir kültüre mensup bir insana kıyasla daha kolayca ve eksiksiz biçimde inceler ve kontrol eder. Yüksek kültüre mensup insan için hayat, insanın asla kökenine inip doğrulayamayacağı binlerce varsayıma dayanır; bunları inanca dayanarak kabul etmek zorundadır.