d grubu'ndan başlayarak tüm turnuva gruplarının öne çıkan kadrolarını, grup karmalarını ve kağıt üzerindeki teknik analizleri. ##` d grubu` ### `türkiye` * `kaleci`: mert günok, altay bayındır, uğurcan çakır * `savunma`: ferdi kadıoğlu, merih demiral, çağlar söyüncü, zeki çelik, ozan kabak, abdülkerim bardakcı, mert müldür * `orta saha`: hakan çalhanoğlu, orkun kökçü, ismail yüksek, salih özcan, kaan ayhan * `hücum`: arda güler, kenan yıldız, barış alper yılmaz, kerem aktürkoğlu, yunus akgün, irfan can kahveci, can uzun, deniz gül, oğuz aydın ### `abd` * `kaleci` : matt turner, ethan horvath * savunma: antonee robinson, tim ream, chris richards, joe scally, cameron carter-vickers * **`orta saha` **: weston mckennie, tyler adams, yunus musah, gio reyna, johnny cardoso * hücum: christian pulisic, folarin balogun, timothy weah, ricardo pepi, brenden aaronson ### `paraguay` * kaleci: orlando gill, roberto fernández, gastón olveira * `savunma`: gustavo gómez, fabián balbuena, junior alonso, omar alderete * `orta saha`: diego gómez, andrés cubas, damián bobadilla, braian ojeda
Yeni Serim Ben olsam ne yapardım
Bugün sizlerle daha önce hiç denk gelmediğim, beni çok heyecanlandıran yeni bir seriye başlamak istiyorum. Bu düşünceyi bir seri haline getirmeyi çok isterim, umarım sizlerin de hoşuna gider. Serimizin temel sorusu şu: "Eğer bir kitabın ana karakteri ben olsaydım, o evrende ne yapardım?" İlk bölümün kitabı Matt Haig den Gece Yarısı Kütüphanesi Nora Seed ben olsaydım Kitabın ana karakteri Nora’nın hissettikleriyle birebir empati kurmak benim için kolay değil; çünkü hiç böyle bir şey düşünmedim. Ancak derinlemesine düşündüğümde, hayatta her şeyin üst üste geldiği, tüm kapıların yüzümüze kapandığı o kırılma noktalarında yaşama sevincini kaybetmenin ne kadar zor bir durum olduğunu tahmin edebiliyorum. Bana Nora’ya sunulan o muazzam şans verilseydi, sanırım ben de bir gezgin gibi tüm alternatif hayatlarımı tek tek denemek isterdim. Muhtemel çoğumuz hayatımızın bir döneminde "Şu kararı vermeseydim bugün hayatım nasıl olurdu?" sorusunu kendimize sormuşuzdur.Ben de sordum açıkçası bu yüzden ben tüm o kapıları denemek isterdim. Farklı ihtimalleri gezerken muhtemelen bir süre sonra şunu fark ederdim: Bu hayatların hiçbiri gerçek bana ait değil. Çünkü bizi biz yapan şey, tam olarak şu an yaşadığımız deneyimler ve verdiğimiz kararlardır. Bir şeyi değiştirmek, her şeyi değiştirmektir. Ben hangi evrenlerde yaşayabilirdim? Kendi karakterimi düşündüğümde, muhtemelen Nora kadar cesaretli kararlar alamaz ve ne olursa olsun yüzmeye devam ederdim. Ben de yapı gereği her zaman çevresindeki insanları mutlu etmeye, beklentileri karşılamaya çalışan o kişi olurdum. Bu yüzden de büyük ihtimalle kendi isteklerini erteleyen, daha sade ve durağan bir hayatın içinde bulurdum kendimi. Yüzmeyi bıraksam bile, labirentlerden çıkamazdım. Kısacası ben, Nora kadar özgür ruhlu davranıp o kırılma noktasına
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?
🔥Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor. I. Şu Deccal Saçmalığı Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di. Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi. __Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir
Makale|Yazı
HEYKELE DE FATİHA OKUNUR MU HOCAM?!.
Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel'inde geçiyordu yanlış hatırlamıyorsam: Bir dostlarının cenazesi için toplanan Müslüman ahali, önce içip içip sarhoş oluyor, sonra da "nasıl yapılacağını tam hatırlayamadıkları" cenaze namazını kılıyorlardı. Sovyet devriminin Orta Asya'daki Müslüman halkların imânları/amelleri üzerinde nasıl bir tahribatta bulunduğunu gösteren acıklı bir misâldi bu. Şimdi, kimi AK Partili belediyelerin "heykel/büst yapma merakı"na dâir kulağımıza çalınan şeyler olunca, misâl tekrar hatırıma geldi. Öyle ya. Sovyet devrimi başarılı oldu da Kemalist devrim başarısızlıkla mı sonuçlandı? Aslâ. Onun da unutturmayı başardığı birçok kimlik unsurumuz var. İşte bunlardan birisinin izleri de bu tezahür üzerinden anlaşılıyor. Artık dindar hükümetlerin belediyeleri dahi büyüklerini büstlerini dikerek anıyorlar. Eh, herkesin sarhoşken durduğu bir namazı var, onlarınki öyle, bizimki böyle. Halbuki 14 asrı aşan İslâm tarihine baktığımızda, şu son talihsiz asra kadar, Müslümanların atalarını bu şekilde anmadıklarını görürsünüz. Hattâ bu yola tevessülü bir çeşit "cahiliyeye dönme" gibi algılarlar. Kınarlar.__ Ya nasıl anarlar peki? Hayratla. Anlamla. Hasenat doğuracak eserlerle. En kolayı mesela çeşme yaptırmaktır. En büyüğü arz yüzüne cami-medrese-şifahane kondurmaktır. Küçüklüğümde, ihtiyarlık çağına ermiş büyüklerimizin, tıpkı kefen parası saklar gibi, bu tarz bir hayra sarfedilecek paraları biriktirdiklerini hatırlarım. Gâye? Gâye ölümle dahi durmamak. Hasenat defterlerini zayıflatmamak. Kullar arasında övgüyle yâdedilmek değil, yanlış anlaşılmasın, Allah'ın katında hayırla anılmak. Arkasından dua yollanmak. İnsanlara ölümden sonra bile faydalı olabilmek. Onların amacı o. Ufku o. Derinliği o. __Bizim de çapımız bu. Dikiyoruz taşı. Döküyoruz betonu. Kaplıyoruz
ne demişler nora seed… olursa bi kere, olmazsa iki kere şükret…
Link paylaşımı
Link Paylaşımı academia.edu/resource/work/1... tek1bilinc.blogspot.com/2026/05/metapol... TÜRKÇE: BU MAKALE NEDEN OKUNMALIDIR? 1. Çağımızın En Büyük Krizi: Anlam ve Hakikat Krizine Doğrudan Müdahale İçinde bulunduğumuz çağ, bir bilgi bolluğu çağı olmasına rağmen, aynı zamanda bir anlam ve hakikat krizidir. Kapitalizm, emperyalizm, Siyonizm, dijital kölelik, yapay zeka manipülasyonları ve tahrif edilmiş inanç sistemleri, insanlığı "gerçeklik" sanrısı içinde boğmaktadır. Bu makale, bu çok katmanlı krizi kökünden deşifre eden tek eserdir. 2. Kuantum Fiziği ile Metafiziği, Bilim ile Kur'an'ı Aynı Potada Eritiyor Makale, modern kuantum fiziğinin (Planck ölçeği, Higgs alanı, dalga-parçacık ikiliği) ulaştığı en son sınırları aşarak, evrenin bir "sıkıştırılmış ışık simülasyonu" olduğunu nesnel bir dille kanıtlamaktadır. Bu kanıtlamayı yaparken, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini modern bilimin bulgularıyla harmanlayarak, batıl olan materyalist dogmaları temelinden sarsmaktadır. 3. "Gerçeklik, Hakikat ve Hak" Ayrımı ile Algınızı Yeniden Programlıyor İnsanlık, "gerçek" ile "hakikat" arasındaki farkı unuttuğu için sömürü sistemlerine teslim olmaktadır. Bu makale, bu üç kavramı (Gerçeklik, Hakikat, Hak) daha önce hiç yapılmamış bir netlikle ayırarak, okuyucusuna "Furkan" (hak ile batılı ayıran) gözlüğü takmaktadır. Bu gözlükle bakan bir şuur, artık kapitalist borca, Siyonist tanklara ve dijital algoritmalara asla eskisi gibi bakamayacaktır. 4. "Tersinirlik" İlkesi ile Katı Kader Algınızı Kırıyor Makalenin en devrimci ilkesi olan "Tersinirlik" (Reversibility), maddenin, kaderin ve travmaların katı birer yazgı olmadığını; anında eritilebilecek, geri bükülebilecek geçici frekanslar olduğunu ilan eder. Bu ilke, okuyucuya