Bir adli psikolog olarak klinik mülakatlarda sıkça karşılaştığımız o "duygusal küntlük" veya "dürtü kontrol bozukluğu" durumunu Raine, doğrudan prefrontal korteks ve amigdala işlevsizliğiyle somutlaştırıyor.. Kitap, suçluyu bir "günahkar" olarak değil, nörolojik bir defonun taşıyıcısı olarak tanımlıyor.. Eğer bir sanığın beynindeki "ahlaki pusula" biyolojik olarak hasarlıysa, ona verdiğimiz ceza bir "ıslah" mıdır yoksa sadece bir "depolama" mı?.. Raine, bu sorunun etrafındaki sis perdesini dağıtıyor..
Kitapta vurgulanan düşük istirahat nabzı verisi, adli sahada çalışanlar için altın değerinde.. Bizim "antisosyal kişilik bozukluğu" dediğimiz tablonun altında yatan o korkunç sakinliği, Raine "uyarılma eksikliği" (under-arousal) ile açıklıyor.. Bu bireyler, normal insanların korku duyacağı durumlarda hiçbir fizyolojik tepki vermiyorlar.. Bu durum, suçun onlar için bir seçimden ziyade, biyolojik bir boşluğu doldurma çabası (stimülasyon arayışı) olabileceğini gösteriyor..
Raine’in incelemesinde en çok üzerinde durduğu etik ikilem, bizim mahkeme salonlarında verdiğimiz bilirkişi raporlarının geleceğini temsil ediyor.. Kitap şunu soruyor.. Eğer bir tümör bir insanı pedofiliye sürüklüyorsa ve tümör alındığında semptomlar geçiyorsa, suçlu kimdir?.. Yazar, biyolojik faktörlerin (beslenme, kurşun zehirlenmesi, beyin travmaları) suç eğilimi üzerindeki muazzam etkisini kanıtlarıyla önümüze koyarak, adalet sisteminin "özgür irade" tanımını yeniden yapması gerektiğini savunuyor..
Şiddetin Anatomisi, bir suçlunun profiline bakarken "Neden yaptı?" sorusundan önce "Beyninde neler oluyor?" sorusunu sormamızı sağlıyor.. Adli psikoloji açısından bu kitap, "canavar" kelimesini lügatten çıkarıp yerine "biyokimyasal bir talihsizlik" kavramını koyma denemesidir..
Kötülük, her zaman ruhta