nosthalgia

nosthalgia
@nosthalgia
insanın kendi kendineliği çok saran bir şey. kendine kızsan da küssen de hep orada olmak, bıksan da doyamasan da orada olmak çok güven veren bir şey. kimseye ve hiçbir şeye benzemiyor. oradasın. bunu binbir ruh haliyle söyleyebiliriz. oradasın, güven veriyorsun. yalnız bırakmayacağına müthiş bir inanç duyuyorum duygusuyla yazıyorum bunları sanırım. bazen çünkü insanın kendi, kendini de bırakır ama bugün burada olmasının sevincini yaşıyorum. tartışıyor, kızıyor, peşinden koşuyor, uğraşıyor, gülüyor, kitap okuyor, hareket ediyor, duruyor, uzun saatler uyuyor, kokluyor hoşuna giden kokularla yaşam sevincini kucaklıyor bir koca buketle, rahatsız olduğu kokularda hemen kaçmak istiyor kendimi bir an olsun üzmemek için pamuklara sarıyorum. bu kendini sevmenin en domurmuş halidir. bazı kendilikler var, yastığı sırtına koymaktan haya eder, lezzetsiz bir yemeği yemekten sevinç duyar çünkü hiçbir hazzı kendine yakıştıramaz. hiçbir sevinci yakasına tutturamaz. o kendilikler de bir riyazet hali gibi belki, insanın diğer kendine ulaşması için. sürekli ararken zamanın hızına erişemiyorum. ararken zaman dursa çok güzel olurdu. neden yoga yapıyorlar anladım, neden namaza yaşlılar daha çok tutunuyor anladım. o kadar yoğun şiddette hissedilir oluyor ki gerçek ana tutunması daha kolay oluyor. geçsin istemiyorsun, ulaşamadıkların var tadına varamadıkların var. çok şey var yapmaya heves ettiğin ama yetecek bir nefesin olmuyor bazen. şimdi o nefesle kocaman bir ortanca koklamak istiyorum caminin avlusundaki çınar ağacının dibinden. ben o camiiyi allah sanıyordum, o anki kendimi de hiç kendim gibi hissetmiyordum. hepsi yanılgıymış. en gerçek ben oymuşum, o camii de hiç allah değilmiş.
Reklam
eskiden burası sesli düşünme yerimdi, yazıyordum. uzun süredir düşünmediğim için pek bir şey çıkmıyor.
Lineer zaman anlayışında — yani Batı'nın modern, ilerlemeci zaman anlayışında — geçmişe özlem duymak, geçmişi arzu etmek bir akıl sağlığı sorunu olarak görülür. Çünkü o anlayışa göre zaman ilerler, geçmiş kapanır ve sağlıklı insan ileriye bakar. Geçmişe takılıp kalmak ilerlemenin önünde bir engel, bir hastalıktır. Nitekim "nostalji" kelimesi tıp tarihinde gerçekten bir hastalık adı olarak kullanılmıştır — 17. ve 18. yüzyılda yurdundan uzak askerlerde görülen, eve dönme özleminden kaynaklanan ciddi bir ruhsal çöküş hali için. Yani lineer anlayış der ki: geçmişi özlemek seni hasta eder, bırak gitsin. Bergson'da ve Tanpınar'da ise geçmişe özlem farklı görülür. Geçmiş zaten kapanmamıştır — bilinçte hâlâ yaşamaktadır. O geçmişi hissetmek, onu özlemek demek, aslında o katmanın sesini duymak demektir. Bu bir hastalık değil, bilincin derinliğine inmektir. Geçmişin acısını, güzelliğini, ağırlığını hissetmek sizi o deneyim hakkında bir şeyler öğretir — hem kendiniz hem de yaşadığınız tarih hakkında. Tanpınar için de Osmanlı'ya duyulan özlem bir hastalık değildir. O özlem size şunu söyler: o dünyadan ne taşıdığınızı, neyi yitirdiğinizi, nerede durduğunuzu. Bu bir bilgidir. Kısacası: Lineer anlayış → Geçmişi özlüyorsan bir yerin bozuk. Bergson ve Tanpınar → Geçmişi özlüyorsan, o özlem sana bir şey anlatıyordur — dinle.
Bergson'un Zaman Anlayışı Henri Bergson (1859-1941) zamanı iki ayrı kavramla ele alır ve bu ikisini birbirine karıştırmamamız gerektiğini söyler. Birincisi: uzaysal zaman, yani saatin zamanı. Saat 3'ten 4'e geçilir; bu an biter, öteki başlar. Anlar birbirinin yerine geçer, önceki silinir. Bu zaman bölünebilir, ölçülebilir, dışarıdan gözlemlenebilir. Bilim bu zamanı kullanır. İkincisi: durée — saf süre, iç zaman. Bilinç zamanı. Burada anlar birbirinin içine geçer, katmanlanır, üst üste akar. Geçmiş geçmip gitmez; şimdinin içinde taşınır. Melodiyi hatırlarsanız: ilk nota çaldığında ikinci nota onu silmez — ikinci nota ilkiyle birlikte çınlar. Üçüncü geldiğinde üçü birden çınlamaktadır. Melodi budur: notaların değil, bu katmanlanmanın sesidir. Bilinç böyle çalışır. Bergson'a göre bellek de bu mantıkla işler. Geçmiş "geçip gitmez" — depolanır ve her an şimdiyle birlikte varolmaya devam eder. Her yeni algı bu birikmiş geçmişin filtresiyle yaşanır. Bir çocukluğu, bir aşkı, bir acıyı taşırsınız; o an kapandığında bile siz onu taşımaya devam edersiniz. Bilinç, bu taşımanın adıdır. Tanpınar'da Bergson Nasıl Akar? Tanpınar Bergson'u doğrudan okumuş ve onu Osmanlı-Türk deneyimine uyarlamıştır. Bu uyarlama hem estetik hem de siyasi bir hamledir. Birincisi: Tanpınar için Osmanlı geçmişi geçip gitmemiştir. Saat zamanıyla bakıldığında imparatorluk çökmüş, dil değişmiş, kıyafetler değişmiş, alfabe değişmiştir. Ama bilinç zamanıyla bakıldığında o geçmiş hâlâ çınlamaktadır — melodinin ilk notası gibi. Abdullah Efendi'nin içinde de üç yıl önce yaşanan çatı gecesi bu geceyle birlikte çınlamaktadır. O gece kapanmamıştır; şimdinin içinde taşınmaktadır. İkincisi: Abdullah Efendi'nin Rüyaları öyküsünde zaman Bergsoncu biçimde yapılanmıştır. Gece boyunca her sahne yeni bir sahne değil, var