Ji Realîteya Kurd Ber Bi Realîteya Kurdistan ve
Puan vermedi·280 syf.·
2025 5. kitabı
Ruşen Çakır’ın “Ji Realîteya Kurd Ber Bi Realîteya Kurdistan ve: Serencama Meseleya Kurd” adlı eseri, bir gazetecilik çalışmasından çok daha fazlasını sunuyor: Türkiye’nin yakın dönem Kürt meselesine dair hafızasını tazeleyen, satır aralarında derin devletin korkularını, İslamcı akımların suskunluklarını ve küresel güçlerin oyun planlarını sezdiren bir tarih belgesi… 1. Kitabın Yapısı: Güncelin Tanıklığından Tarihin Kayıt Defterine Kitap esasen Ruşen Çakır’ın 2013-2014 yıllarında çözüm süreci, Kobani olayları ve cemaat-hükümet çatışması dönemlerinde kaleme aldığı köşe yazılarından oluşuyor. Bu metinler, gazeteciliğin sıcak nabzını taşımakla birlikte, satır aralarında kalıcı analizler barındırıyor. Kitabın sonunda yer alan PKK üst düzey yöneticileriyle yapılan röportajlar ise, eseri sadece bir yorum metni olmaktan çıkarıp birinci elden tanıklık arşivine dönüştürüyor. Bu yönüyle kitap, akademik bir kurguya sahip olmasa da; yaşanmışlığın, gözlemin ve sahici değerlendirmenin belgesel ağırlığını taşıyor. Bir dönemi anlamak, çözülen ve yeniden düğümlenen bir meselenin anatomisini görmek isteyen her okuyucu için temel bir başvuru kaynağı niteliğinde. 2. Küresel Düzlem: Suriye, IŞİD ve Kürt Realitesinin Meşrulaşması Çakır’ın analizlerinde öne çıkan başlıklardan biri, Suriye'nin coğrafi ve jeopolitik önemidir. Antik medeniyetlerin mirasçısı bu topraklar, bugün emperyal projelerin ve vekalet savaşlarının arenasına dönüşmüş durumda. Suriye sahnesinde YPG öncülüğünde oluşan Kürt yönetimi, sadece bölgesel bir gelişme değil, aynı zamanda uluslararası denklemde bir “realite” olarak yer edinmiştir. ABD desteğiyle güç kazanan YPG, IŞİD karşısında Batı için bir “müttefik” olarak öne çıkarılmış; bu da PKK’nin uluslararası arenadaki algısını dramatik şekilde dönüştürmüştür.
Ji Realiteya Kurd Ber Bi Realiteya Kurdistan ve Serencama Meseleya KurdRuşen Çakır · Metis Yayıncılık · 20161 okunma
Altı Yüz Sayfalık Boşluk
3/10
·672 syf.··
2025 1. kitabı
Pekala... Ne okudum şimdi ben? Öncelikle, incelememde birkaç spoiler vardır ama ana konudan spoiler vermeyeceğim, haberiniz olsun. Başlamadan önce şunu söyleme ihtiyacı duyuyorum: Lütfen birisi yazara hızlandırılmış noktalama işaretleri kursu versin. Lütfen. Bazı cümlelerdeki virgül eksikliğinden aynı cümleyi iki-üç kere okumuşluğum var.ayrıca bazı cümleler garipti, anlamsızdı. Sanki acemi bir çevirmen İngilizceden Türkçeye çeviri yapıyormuş hissi verdi. Neyse, gelelim ana konumuza... Bu kitap şimdiye kadar okuduğum diğer kitaplardan ÇOK daha uzundu, o yüzden hem yazarın emeğinden hem de normalden fazla karakter ve detay içerdiğinden uzun bir inceleme yapacağım ve her bir detaya ayrı ayrı odaklanacağım. Başlayalım... KARAKTERLER: Nova: İlk başlarda beni sinir etse de ortalara doğru gerçekten iyi bir kişiliği olduğunu düşünüyorum. AÇıkçası ona yapılanlan bana yapılsa ben de o hale düşebilirdim(saçma derecede güçlü birini getirmezdim, o ayrı). Ama kitabın ikinci yarısında bozuldu ve gözümde mızmız, kendini beğenmiş, her şeye bağırıp duran bir tipe dönüştü. Bir de Kova nın kitabın yüzde sekseninde ya baygın, ya hasta ya da büyü etkisinde sersem olmasını sevemedim ama onu detaylıca olay örgüsü kısmında bahsedeceğim. Bunlar dışında Nova benim için empati kuramadığım ve altı yüz sayfa boyunca 'Bu kız niye yaptı şimdi bunu' dedirten bir karakter oldu. Arın: Sadece yazar onun kötü karakter olduğunu söylediği için kötü gösterilen ve öyle davranılan bir karakter. Kitapta sevdiğim(ya da empati kurabildiğim diyelim) tek karakter olabilir. (Lala dışında elbette) Nova'yı koşulsuz seviyordu. Nova her seferinde Daren'e kaçtığında da seviyordu. Nova her güçsüz düştüğünde de seviyordu. Bir kere Nova'ya kızmadı, ki Nova kızılacak çok fazla şey yaptı, her zaman onu destekledi.
Lordlar ve VarislerN. G. Kabal · Martı Yayınları · 202210,3bin okunma
Reklam
Teşekkürler...
4/10
İncelememi bir teşekkürle başlatmak istiyorum. Teşekkür ederim! Teşekkür ederim yazar, ilk defa romantizmle boğulmamış bir hikaye verdiğin için. Teşekkür ederim yazar, ilk defa Türk birisinden bad boy tipinde bir erkek okumadığımız için. Şimdi, incelemeye geçelim. İncelememde spoiler vardır. Öncelikle konusuna bayıldım. Bana Narnia ve Arayış Ormanı havası verdi. (Ki ikisini de bayılarak okumuştum) Ama sorun şu: havasını verdi. Elbette bir Arayış Ormanı olamadı. Kitabın en büyük ve benim en sevmediğim, beni okumak için zorlatan özelliği koskoca 414 sayfa boyunca hiçbir olay olmaması. Gerçekten. Ana karakterimiz yeni bir dünyaya gidiyor, yeni türlerle tanışıyor. Şansa bakın ki tanıştığı kişiler çok tatlı, saf ve iyiliksever. Sonra, geri dönmek için onlardan yardım istiyor. Şansa bakın ki bizim üçlü fey grubumuz dünden yardım etmeye hazır. Sadece yardım etmek değil, kurşunların önüne atılmak, yeri geldiğinde hiç tanımadıkları, inanılmaz ön yargıları olan bir türe canlarını bile vermeye hazırlar. Neyse, bizim dörtlü grubumuz bir büyüyü bulmak için yola çıkıyorlar. Ardından başka bir canavarın varlığını öğreniyoruz: Datura. Kendileri korkunç, büyü işlemez ve soğuk kalpli, cani yaratıklar. Ama şansa bakın ki kitap boyunca bir kere onlarla karşı karşıya geliyoruz. Ne demek istediğimi anladınız mı? Her şey karakterlerimiz için o kadar yolunda gidiyor ki, bir yerden sonra sıkmaya başladı. Üçüncü çeyrekten itibaren sayfa atlamaya başladım ve şu kadarını söyleyeyim: üst üste üç-dört bölüm atlasanız bile bir şey kaçırmazsınız. O kadar olay olmuyor yani. Ben sadece eleştirip bırakanlardan değilim, o yüzden size doğru bir yolculuk ve farklı bir dünyada uyanma hikayesinin nasıl olduğundan bahsedeyim. İncelememin başında Arayış Ormanı'ndan bahsetmiştim. Bu kitap, aynı Gümüş
Gümüş Yürek 1D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 20241,671 okunma
Suikastçı mı, genç bir leydi mi?
3/10
·500 syf.··
2024 1. kitabı
Bu incelememde bana her daim okumam tavsiye edilen Cam Sato'yu yorumlayacağım. Bu yorumda ana ters köşe de dahil spoiler vardır, lütfen ona göre okuyun. Cam Şato, Celaena adlı bir suikasçıyı anlatıyor. Aslında konu gerçekten ilginç, ama keşke romantizm kaygısıyla ikinci plana atılmasaydı. Baştan başlayalım. Kitabın ilk çeyreğinde bize ana karakter kızımız anlatılıyor. Yazarın tasviri: kızımız sert, acımasız ve sorgusuzca öldüren birisi. Ama her ne hikmetse kralın oğlu ile göz temasına girdiği anda bizim acımasız kızımız yumuşayıveriyor ve ona aşık oluyor. Evet, ilk tanışmalarından itibaren kızımız kralın oğluna aşık oluyor. Bunu normal karşılarım, çünkü kızımız(neredeyse her bölüm hatırlatıldığı üzere) 16 yaşında ve genç. Aşık olması çok normal. Özeelikle de kralın oğluna. Buraya kadar sıkıntı yok diyebiliriz. AMA, kitabın ikinci çeyreğinde suikastçı kızımızın gerçek kimliği yavaş yavaş açığa çıkıyor ve şu işe bakın ki kendisi hem bir kitapkurdu, hem harika bir piyanist, hem de şeker sevdalısı. Bunları okurken içimden 'hala aynı suikastçıdan mı bahsediyoruz?' diye düşündüm. Çünkü kitabın başında tasvir edilen kız ile kitabın ilerleyen bölümlerindeki kızın hiçbir alakası yoktu. Kitap boyunca kız, ikide bir gördüğü herkes hakkında(hatta bazen kralın oğlu da dahil) içinden öldürme planları yapıyor. Ama sorun şu: sadece plan yapıyor. Kitap boyunca son derece ünlü, korkulan ve efsane suikasçımız sadece bir kere, o da bir insan değil, bir canavarı öldürüyor. KÖtü yazılmış ana karakter bir yana, bir de işin içinde saçma derecede fazla olay örgüsü var. Normalde bir kitapta en fazla iki olay örgüsü beklersiniz. Birisi ana olay örgüsüdür, sizi kitabın içine çeken olay örgüsüdür. Diğeri ise yan olay örgüsüdür ve işleri sarpa sarmak için vardır. Bu kitapta ise tam tamına dört
Roman
Cam ŞatoSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20244,965 okunma
Hanımlar Ülkesi’ne hoşgeldiniz
10/10
·200 syf.·
2024 40. kitabı
!Bolca Spoiler içeriyor! Kitabımız üç arkadaş olan Van, Terry ve Jeff’’in Kadınlar Ülkesine gitmesini ve orada yaşadıklarını anlatıyor. Ayrıca kitabı Van’ın ağzından okuyoruz. Bence bu en doğru seçim olmuş çünkü kitabın çoğu yerinde Van kendisini iki arkadaşının da ortasında olmakla nitelendiriyor. Mesela kitabın daha başlarında Terry’nin Kadınlar Ülkesindeki amacı oradaki bütün kadınlara diz çöktürüp kralları olmakken Jeff ise kadınların hepsinin yardıma muhtaç olduğunu, oraya gitmekteki amacının kadınlara kol kanat germek olduğunu söylüyor. İkisinin de arasında olarak Van ise araştırmacı ruhu ile arıyor Kadınlar Ülkesini.(ben bunu Van’ın asıl mesleğinin sosyolog olmasıyla bağdaştırıyorum biraz) Ve Terry’nin aksine Kadınlar Ülkesinde bir “Türk Haremi”(evet kitapta tam olarak bu tabir kullanılıyor) bulamayacağını biliyor. Kadınlar Ülkesi 2000 yıl önce kendi uluslarının savaş vb. nedenlerle yok olması üzere hayatta kalan 3-4 kadının kurduğu bir ülke. Tabi erkekler olmadığı için çocuklar da olamıyor bu yüzden nüfusun devam etçeğine dair hiç umutları yok. Ta ki kadınlardan biri(25 yaşında) mucizevi bir şekilde hamile kalıp doğurana kadar. Üst üste 5 kız çocuğu oluyor. Sonra bekleme sırası çocuklara geliyor, diğer kadınlar onların da çocukları olacak mı diye bekliyorlar ve oluyor. Bu ilk anne ise sadece torunlarının çocuklarını görebiliyor. Daha sonralarda Kadınlar Ülkesinin Anneleri, ilk Anneyi ilahlaştırıyorlar ve zamanla dinleri bu oluyor. Doğdukları andan itibaren Anneliğe tapıyorlar, Anneliği arzuluyorlar, Anne oluyorlar. Bütün bunlara rağmen onların Annelik düşüncesi bizlerden çok farklı. Bunu kitaptan bir kaç alıntı ile basitçe açıklayabiliriz aslında: “Geçmişe saygınız yok mu? Büyük-büyükannelerinizin düşündüklerine ve inandıklarına?” “Yoo hayır,” dedi.
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İş Bankası Kültür Yayınları · 202119,8bin okunma
Spoiler içerir
5/10
·280 syf.··
2023 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2023 00:00
Dorian Gray'in Portresi'ni okurken hep Wilde'in bu romanını aynı zamanda tiyatro şeklinde hayal ederek yazdığını düşündüm . Muhteşem vurucu bir tiyatro eseri çıkar bu romandan. Amaaa sanırım bunu söyleyen ilk kişi olacağım, incelemelerde görmedim yinede gerçek düşüncelerimi yazmak zorunda hissediyorum, kitap benim beklentimin altında kaldı. Her zaman bir kitaba nötr bir şekilde başlanması taraftarıyım ama çok farklı şeyler bekledim kitaptan, ister istemez hayal kırıklığına uğradım . Yayımlandığı döneme ve çevreye göre aşırı cesur bulsamda okurken beni bilmediğim bir şeyi düşünmeye itmedi ezelden beri bildiğim bir şeyi büyüklerimizin biri tekrar söylüyormuş gibi geldi . Tiyatroda falan izlesem cok fazla etkilenirdim , roman olarak hic etkisinde kalmadığımı tekrar söyleyeyim. Kitapta , (SPOİLER) Basil'in öldürülme kısmı bile bana çok geçmedi mesela . En çok Sbyl Vane'in intiharından etkilendim. Son olarak her yerde paylaşılan bir alıntısı var guzel bir alıntı, gerçekten hoş. Ancak öyle alelade bir şekilde kullanılmıştı ki sırf Henry güzel bulmuş ve söyleyeyim bari demiş gibi o yüzden Wattpad varide durumuş işte o meşhur alıntı : -Neyi ? -Ateşten yanan cocugun ateşi sevdiğini. Hoş .. :))) Benim fikrimce Dorian Gray'in Portresi'ni insanlar ya çok sever yada okuyup geçer ortası yok ama moda olduğu için sevenlerde yok değil. Not 1: eğer kitap Stefan Zweig vari 120-130 sayfa şeklinde yazılsaydı çok daha vurucu olacağını düşünüyorum kitap zaten ince ama 30 sayfa boyunca Gray 'in evine nereden ne aldığını okuduk kitabın üç kısmı hariç Henry'inin " objektif " düşüncelerinden ziyade Yalan Dünya Vasfiye Teyze şeklindeki düşüncelerini okuduğumu düşünüyorum. ..... Not2: kendim mi çok sığ düşünüyorum diye inanın düşündüm o yüzden romanı okuduktan iki gun sonra inceleme
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,1bin okunma
Reklam
Reklam