Rahmetli Ömer Tuğrul Efendi'nin şöyle bir sözü vardı:
İman bir binadır. Bina temeli ile, duvarı ile, penceresi ile binadır. Evvela çukur açılır. Bu çukur zeminin altında binanın oturması için en sağlam yeridir. Bu çukuru “Eşhedüenlâilaheillallah ve eşhedüenne Muhammeden abduhu ve habibuhu ve resuluhu” kelimeyi tayyibesi açar. O çukuru açar öyle bırakırsan yağmur, çamur, çoluk, çocuk o çukuru doldurur. Veya çukur çeperlerinden devrilir. Ne yapacaksın, namaz, oruç, hac, zekat duvarlarını öreceksin. Su basmanına kadar. Sonra üstüne binayı yapacaksın. O bina ahlâk-ı hamidedir. Biz o zeminin altında olan namazı, haccı, zekatı, orucu yaptığımız zaman kendimizi yükselmiş zannediyoruz. Bunlar insanı çukur olmaktan alıkoyar, yükseltmez. Ama etraf o kadar çukurla dolu ki zemin yüksek sayılır hale geldi.
Hatırla sevdiğim bensiz geçecek günlerde beni
Elbet sen de anlayacaksın o zaman sevdiğimi seni
Bir gün belki kader yeniden birleştirecek bizi
Geç olsa da zarar yok yeter ki anla sevdiğimi
Arkadaşlıklarda, dostluklarda, sevgilerde, karşısındakini ele geçirilecek bir ülke gibi görenler vardır. Buna karşılık, karşısındakini tanımak isteyen, karşılıklılık gözeterek birbirilerini birbirilerine açan, veren insanların yakınlıkları. Bir de pattadak çıkagelenler vardır, senden istediğini senin rızanla alan. Günün birinde geldikleri gibi giderler. Ya alacaklarını aldıkları için ya da sen onlara, kabul etmek istemedikleri bir ölçüde bağlandığın için.