“Ölenlerden, öldürülenlerden af dilemeyi boş ver sen. Onlar seni duymazlar. Becerebiliyorsan, sen kendinden özür dile. Affedebiliyorsan, sen kendini affet.”
Bu yazardan okuduğum 5. Kitap. Okuduğum ilk iki kitabı beğendim diye hatırlıyorum ama nihai fikrim oluştu.Birinin tarzını sevmediğinize kanaat getirmek için yeterli şansı tanıdım sanırım eserlerine.
Son iki okuduğum kitabı hediye gelmese muhtemelen satın almayacağım, yeni kitabı çıktığında da merak etmeyeceğim bir yazar kendisi. Ve kitleleri bu kadar etkileyecek haftalarca çok satanlarda kalacak ne yazıyor diye düşünmeden kendimi alamıyorum.
Bu üstten bakar bir tavır gibi gözükecek ama ben Zülfü Livaneli’nin çok “genel” e hitap ettiğini düşünüyorum. Eserlerine konu ettiği olaylar her zaman toplum için yara olmuş ve zaten varlığı itibariyle etkileyici konular. Burda yazar yetkinliğini konuşturuyor diyemiyorum. Çünkü aktarılış biçiminde çok yüksek bir edebi değer göremiyorum. Sanki her daim okurlar arasında “ iş yapacak “ konuyu seçip onu yazan bir piyasa yazarı gibi gelmeye başladı bana.
Bekle beni de yakın dönem siyasi tarihimizin kara lekelerinden birini bir aydın özelinde anlatıyor. Sadece fikirleri için hapse atılan Selim karısından ve kızından ayrı geçirdiği senelerde bazen karısına yazdığı mektuplarla, bazen de kendi iç sesiyle okurla bağ kuruyor. Ama ben bu ikili arasındaki duygu geçişlerini çok yavan, sıradan buldum. Geride bırakılan ailenin babanın gidişinden sonraki duygu durumunu daha çok okumak isterdim. Ayrıca günün sonunda benzer değerlere inandığım Selim’i de biraz fazla idealize buldum. Karakterler arasındaki bu iyiyi ve kötüyü yansıtan derin uçurum gerçekçi gelmedi.
Bu muhtemelen son Livaneli kitabım. Tekrar vakit ayıracağımı sanmıyorum.