Edebiyat denemeleri okumayı sevdiğimi kabul ediyorum artık gönül rahatlığıyla. Bu kitap da benim için çok doğru bir zamana denk geldi. Hem samimiyeti hem akıcı dili ile sevdim ve çok da notlar aldım. Yazarı da sevdim ve takibe alıyorum.
Yolun Sonundaki KadınlarDersim Özel
Merhaba hissedenler, bugün size "Nasıl yani?" diye bitirdiğim bir eser ile geldim. Beni çok şaşırttı. Hem sürükleyici hem düşündürücü bir eser. Başta karakterimizin kim olduğunu bilmiyoruz; kız mı, erkek mi? Bu kısmı da çok düşündürücüydü ve ilk başta okuduğumuz kısmı sonda öğreniyoruz.
Kesinlikle sıradan bir polisiye değil. Psikolojik polisiye, öyle böyle değil. İlk defa böyle bir okuma yaptım. Yazardan daha önce de okuma yapmıştım ama bu eserinin yeri bende farklı olacağı kesin.
Sadece bir olay olmuyor, birden fazla olaylar oluyor.
Cinayet Büro'nun savruk, umursamaz komiseri, gerçeklikle bağını koparıp iç dünyasına gömüldüğü sıralarda sıra dışı bir teklif alır ve bu teklifle hayatı dramatik bir şekilde değişir.
Karakterin iç dünyası resmen bir karmaşa da diyebiliriz. Başta anlayamasam da sonradan anladım ki baş karakterimiz ölen kişileri kendi yerine koyuyormuş. Ben de diyorum ki neden kendinden sanki ölmüş gibi bahsediyor. Meğersem ölenleri kendi yerine koyduğu içinmiş.
Bir teklif bir insanın hayatını değiştirir mi? Değiştirir. Burada da değişiyor. Neler neler oluyor bir bilseniz. Bazen aydınlığa çıkıyorsunuz, bazen karışık bir ortama düşüyorsunuz. Ben öyle hissettim.
Bir de bazen sanki hep aynı yerdeymişiz, sanki hep o teklif ve ağır çekimler varmış gibi ilerleyen bir kısım vardı. Sıkıcı değildi. Takip etme mevzusu var, notlar, yazılar yazıyor karakterimiz ve kimsenin bilmediği şeyleri bilip kendine saklıyor.
Ben sevdim. Hatta ilerleyen zamanlarda tekrar okumak isterim, unuttuktan sonra tabii. Uzun bir süre aklımda kalabilir, bilmiyorum.
Bazı yerlerini sevmedim, o kısımlar dışında gayet güzeldi. Ve yer şiirler vardı, onlar da tatlıydı. Kitabın içine serpiştirilmiş gibiydi.
Son olarak da kitabımız 2 bölümden oluşuyor. Her bölümün de
Tarımla ilgili bir kitap olması ilgimi çekmişti. Kendi bahçemde de aktif kullandığım kimyasaldan uzak, doğayala iç içe bir tarım yöntemi üzerine güzel bilgiler mevcut. Benzeri bir kitap da öğrencisi tarafından yazılmıştı. Temel mantık aynı elbette. Doğayı taklit et, olabildiğince insan müdahalesinden kaçın. Bırak doğa kendini tedavi etsin.
Kitabın edebi boyutu yok elbette. Kısa notlar halinde net bilgileri yazıp aynı kitabı kısa bir dergi olarak da yayınlayabilirlerdi. Elbette ticari kaygılar vardır. Ama kısa bir özet yeterliydi. Bir kereye mahsus olarak okunur.
Muazzam bir başucu kitabı. 62 meclisten oluşuyor geylani hazretlerinin sohbetlerini konu alan eser öğrencilerinin tuttuğu notlar ile nizam edilmiş oldukça faydalı
Hikâye 9 ay kıştan sonra sürekli evde olmaktan sıkılmış annemin bütün arkadaşlarını aramamla ve tek tek evlerinden alıp onları pikniğe götürmemle başlıyor. Yaş ortalaması yetmiş, rüzgar çıkınca olası firelere engel olmak için taşıdığım şallar da cabası :) Sonuç kikir kikir gülüşlerle ve -olmazsa olmaz- yaşaran gözlerle müthiş bir grup terapisi... Sözü edilen yaşamlara hiç bir kitapta denk gelemeyeceğimi, hiç bir anlatımın bu kadar keyif veremeyeceğini çok iyi biliyorum. Çünkü hâlâ içinde olduğumuz bu zihin bulanıklığına bulaşmamış, şanslı, ender, narin ve gerçekler... İnternetle tek bağları, gelen Cuma mesajlarında izledikleri videolar ve açabiliyorlarsa whatsapp görselleri, ses dosyaları, torunla torbayla görüntülü aramalar... Neyi kaybettiğimizi görmek isteyenlerin bunu tecrübe etmesini şiddetle tavsiye ederim. Onlardaki yaşam soluğu kimsede yok, maalesef artık dahasını istemekten başka bir şey düşünemeyen çocukları da dahil ederek söyleyebilirim ki; onlarda eksilmeyen bir şeyler var. Çocukların ve torunların ahvalini anlayamayacak kadar duru ve anlamlı bakıyorlar hâlâ...
Matt Haig internetin bize neleri getirdiğini ve bizde nasıl etkiler bıraktığını güzel izah etmiş. Bir psikoloji kitabı değil ama kendi psikolojik sorunlarını adım adım içtenlikle anlatıyor olması, kısmen bir vaka incelemesine dönüştürmüş eseri. Öneriler de oldukça mantıklı ve not edilesi. Yine de kendini kişisel gelişim kitaplarının, tekrara düşen, alıntılar ve mottolar defterine dönen, uzak doğu felsefesine ekmek banan atmosferinden kurtaramamış. Çok satanlar listesine giren kitaplardan uzak durmanın doğru bir karar olduğunu bir kez daha anlamış bulunuyorum :)
Yaşadığı ağır depresyonun, ekran başında geçirdiği süreyle ilişkisini çok iyi kavramış ve an an bunu aktarabilmiş olması okura çok şey
20 Yaşıma Mektup”, tek bir hikâye anlatmıyor; farklı hayatlar yaşamış insanların aynı yaşa dönüp kendilerine fısıldamak istedikleri cümleleri bir araya getiriyor. Bu yüzden kitabı okurken bazen bir yazarın satırlarında kendinizi buluyor, bazen de “Ben olsam kendi 20 yaşıma ne yazardım?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. En sevdiğim yanı ise, nasihat vermeye çalışmaktan çok yaşanmışlıkları paylaşması oldu. Kimisi pişmanlıklarını anlatıyor, kimisi “İyi ki vazgeçmemişim.” diyor, kimisi ise geleceğin sandığımız kadar korkutucu olmadığını hissettiriyor. Her mektup aynı etkiyi bırakmasa da içlerinden birkaç tanesi uzun süre akılda kalacak cümleler barındırıyor.
Bu kitap bana kalırsa bir oturuşta bitirilecek bir eser değil. İkinci kitap olarak bile seçilebilir ve bence her mektuptan sonra durup düşünmek, hatta kendi hayatına küçük notlar düşmek gerekiyor. Belki de kitabın en güzel yanı şu: Gelecekteki hâlimizin bugünkü hâlimize söyleyeceği sözleri başkalarının kaleminden okuyabiliyoruz.
Kitaba baslarken ilk biraz sıkılabilirsiniz ama lütfen devam edin herkesin aynı mektubu sevmesi mümkün değil; fakat mutlaka kendinden bir parça bulacağı birkaç sayfa olacaktır. (20 yaşımdan 21 geçmeye 1 ay kala bitirebildim )
20 Yaşıma Mektup