Beyt-i mamur, Firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. Hak Teâlâ, Adem aleyhisselamı cennetten yeryüzüne indirdiğinde, tevbesini kabul eylemişti. Ona ikram için Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip. Kâbe'nin yerine koymuştu. Ta ki bu, Âdem aleyhisselam için cennet yâdigârı olup, onu tavaf ve ziyaret kıla. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. Biri doğuya, biri batıya açılmıştı. Beyt-i mamurun içinde nûrdan üç kandil vardı. Onların ışığı, ne kadar yeri aydınlatmışsa, o arazi halen Kâbe'nin haremi olmuştur. Hakk'ın emriyle, yedi gökte sakin melekler, nöbetle inip, hazreti Âdem aleyhisselamla Beyt-i Mamur'u tavaf ederlerdi. Beyt-i Mamur, hazreti Âdem aleyhisselamdan sonra Hazreti Nûh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi. Buradan, Tufan'dan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. Kıyamete kadar orada kalıp, sonra yine cennette olan mekânına kaldırılsa gerektir.
Beyt-i Mamur'un yeryüzünde olan mekânında, Hazreti İbrâhim aleyhisselam, Hakk'ın emriyle Kâbe'yi bina etmiştir. Eğer Beyt-i Mamur, gökten düşse, Kâbe'nin üzerine iner. Yerdeki Kâbe ile gökteki Beyt-i Mamur'un arası Haram-ı şeriftir. Halen Kâbe'nin duvarında bulunan ve öpülen Hacer-i Esved, Beyt-i Mamur'dan yâdigâr kalmıştır. Bu taş, kırmızı yakut iken, Tufan'da Hakk'ın emri ile Hacer-i Esved (siyah taş) olmuştur. Beyt-i Mamur'un dünya semasında bulunuşu odur ki, her gün ona yetmiş bin melek girip, onda namaz kılarlar. Onlar bir sınıf melektir ki, onlara "cin" dahi derler, zira ki "iblis" onlardandır. Onların sayıları o kadar çoktur ki, onlardan Beyt-i Mamur'a bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez.