nouن

nouن
Kelimeler zihin inşaa eder. والكلمة الطيبة صدقة.
• gökten düşse, Kâbe'nin üzerine iner.
Beyt-i mamur, Firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. Hak Teâlâ, Adem aleyhisselamı cennetten yeryüzüne indirdiğinde, tevbesini kabul eylemişti. Ona ikram için Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip. Kâbe'nin yerine koymuştu. Ta ki bu, Âdem aleyhisselam için cennet yâdigârı olup, onu tavaf ve ziyaret kıla. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. Biri doğuya, biri batıya açılmıştı. Beyt-i mamurun içinde nûrdan üç kandil vardı. Onların ışığı, ne kadar yeri aydınlatmışsa, o arazi halen Kâbe'nin haremi olmuştur. Hakk'ın emriyle, yedi gökte sakin melekler, nöbetle inip, hazreti Âdem aleyhisselamla Beyt-i Mamur'u tavaf ederlerdi. Beyt-i Mamur, hazreti Âdem aleyhisselamdan sonra Hazreti Nûh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi. Buradan, Tufan'dan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. Kıyamete kadar orada kalıp, sonra yine cennette olan mekânına kaldırılsa gerektir. Beyt-i Mamur'un yeryüzünde olan mekânında, Hazreti İbrâhim aleyhisselam, Hakk'ın emriyle Kâbe'yi bina etmiştir. Eğer Beyt-i Mamur, gökten düşse, Kâbe'nin üzerine iner. Yerdeki Kâbe ile gökteki Beyt-i Mamur'un arası Haram-ı şeriftir. Halen Kâbe'nin duvarında bulunan ve öpülen Hacer-i Esved, Beyt-i Mamur'dan yâdigâr kalmıştır. Bu taş, kırmızı yakut iken, Tufan'da Hakk'ın emri ile Hacer-i Esved (siyah taş) olmuştur. Beyt-i Mamur'un dünya semasında bulunuşu odur ki, her gün ona yetmiş bin melek girip, onda namaz kılarlar. Onlar bir sınıf melektir ki, onlara "cin" dahi derler, zira ki "iblis" onlardandır. Onların sayıları o kadar çoktur ki, onlardan Beyt-i Mamur'a bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez.
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
...Habibime uyarak, onun yolunda gitsin.
Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teâlâ, kutsi hadiste azametle şöyle buyurmuştur: "Ey insanoğlu! Sen dünyaya nice rağbet ve iltifat edersin ki, o fanidir. Nimetleri geçicidir, hayatı sınırlıdır. Gerçekten benim katımda, bana itaat eden insan için sekiz cennet hazırlamışıındır. Kapıları dahi sekizdir. Herbir cennette zaferandan yetmiş bin bahçe vardır. Herbir bahçede inci ve mercandan yetmiş bin belde vardır. Herbir belde içinde kırmızı yakuttan yetmiş bin saray vardır. Herbir sarayda zebercetten yetmiş bin daire vardır. Herbir dairede sarı altından yetmiş bin oda vardır. Herbir oda içinde san yakuttan yetmiş bin yatak vardır. Herbir yatak üzerinde süslü ipekten yetmiş bin dö şek döşenmiştir. Herbir döşek üzerinde bir huri kızı ve herbir hurinin önünde sarı altından bir sini vardır. Herbir sinide renkli cevherlerden yetmiş bin tabak vardır. Herbir tabakta başka çeşit yemek vardır. Herbir saray altında akan dört nehir vardır. Bunlardan biri su, biri süt, biri şarap, biri saf baldır. Herbir nehrin kenarında yetmiş bin ağaç vardır. Herbir ağacın yetmiş bin çeşit meyvesi ve yetmiş bin renk yaprağı vardır. Herbir ağaç üzerinde renkli kuşlardan yetmiş bin çeşit kuş vardır. Herbir kuş yetmiş bin çeşit sada ile bana tesbih eder. Benim itaatkâr kullarıma bunlardan başka herbir saatte yetmiş bin çeşit hediye bahşederim ki, ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş ve ne gönüllerden geçmiştir. Cennetliklerin elbiseleri yetmiş kat cennet elbisesidir. Bunlar, incelik ve zerafetlerinden dolayı birbirini gizlemeyip, alttaki elbiselerin renkleri pırıl pırıl olup, üsttekilerin renkleriyle karışarak ortaya çıkar. Cennetlikler, cennetlerden ne çıkarlar, ne de ölüm görürler; ne ihtiyarlar, ne gam yerler. Ne korku, ne hüzün çekerler. Ne namaz kılarlar, ne oruç tutarlar. Ne hastalanırlar, ne
1000Kitap
•âlem ki tamam nüshâi hikmettir.
'ayni ibretle nazar eden âriflerin her nesnede nice hikmet temâşâ kılmıştır ve ehlullâh san'i bârî esrârına matla' olmuştur ve hurûfu eşyâdan lubbi ma'nâya varıp huzur ve unsî (ünsü) bulmuştur. Rubâî: âlem ki tamam nüshâi hikmettir. Mânâsını fehm eyleyene cennettir. Mahrûmu şuhûd olanların çeşminde. Zindanı belâ câh ve gâmı mihnettir.
1000Kitap
Toprak
Şunu iyi bil ki, güzel insan, gördüğü ve duyduğu şeyler kötü de olsa iyi de olsa onlardan faydalanmayı bilir. Her türlü durumdan en iyi şekilde istifade eder. Kötülüklerle kendini kirleten kişi ise gördüğü ve duyduğu her şeyden muzdarip olur, her durumda zarar eder ve onlardan istifade etmeyi bilmez. Yüce Allah, "Güzel toprak, Rabbinin emriyle kendi gibi en güzel bitkileri bitirir. Kötü topraktan ise yine kendi gibi ancak işe yaramaz cılız bir bitki çıkar." buyurarak bu konuya işaret etmiştir. Tohum güzel, su tatlı olsa da kötü topraktan yine kendi gibi kötü bitki çıkar. Tam tersi olarak; tohum kötü, su acı olsa da güzel topraktan yine kendi gibi güzel bitki çıkar. Bu sebeple Yüce Allah, "Hepsi aynı suyla sulanmış olsa da biz, ürünleri birbirlerinden farklı olarak çeşit çeşit çıkarırız.", "De ki: Bu Kur'ân, Allah'a güvenerek inananlar için en doğru yolu gösteren bir rehber ve özellikle manevî dertlerine derman olacak bir şifa kaynağıdır. İman etmeyenler ise kulaklarını bu hakikatlere karşı kapatmışlardır. Bu yüzden Kur'ân'ın hakikatini göremez ve anlayamazlar." buyurmaktadır.
Tasavvuf
Çevre
Çocukları insan elbisesi giymiş aşağılık kişilerden uzak tutmak gerekir çünkü çocuk, bu çocukluk döneminde etrafın dan etkilenebilecek ve balmumu gibi kolayca her türlü şekli alabilecek durumdadır. Ona, övülecek güzel işlerle uğraşmanın ve şerefli bir insan olmanın değeri gösterilmeli, aşağılık biri olmanın ve yerilecek kötü davranışlarda bulunmanın zararları iyice öğretilmelidir. Aşırı yeme ve içmekten hoşnut olmamalı, kendine yetecek kadarıyla istifade etmeyi bilmelidir. Nefsanî istek ve arzularına karşı gelebilmeli, hafifmeşrep beyinsizlerden uzak durmalıdır. Gün içinde az uykuyla yetinmeyi bilmelidir çünkü gündüz uykusu insanı yaşlandırır ve tembelliğe sebep olur. Davranışları ve sözlerinde vakarlı olmalı, ağırbaşlı hareket etmelidir. Arkadaşlarına karşı kibirlenmekten, kendini övmekten, onlarla kavga etmekten, alay etmeken, onlara sövmekten sakınmalıdır. Altın ve gümüş biriktirerek paraya tapmaktan men edilmelidir. Akrabalarını ziyaret ederek onların hal ve hatırlarını sormaya alıştırılmalıdır. Allah'ın emirlerini güzel bir şekilde yerine getirme konusunda hassasiyet kazanması sağlanmalıdır. Hikmet ehli şöyle der: "İnsanın çocukluğunda Allah'ın emir ve yasaklarını uygulamaya hazır bir halde yetiştirilmesi ve ergenliğe girip artık sorumlu olmaya başlayınca üzerindeki vazifeleri zorlanmadan yerine getirebilmesi onun için ne büyük bir saadettir. Bu sayede basireti güçlü olur ve görevlerini kararlılıkla yerine getirir."
Tasavvuf