Şeyh Şâir Gâlib'e göre bu destan, Aşk erinin gayret ile bir yere kadar vardıktan sonra Hüsne ulaşmak için Sühân'ın rehberliğinde şevkle Kalb diyarında yolculuk eder. Aşk Hüsne kavuşur ve fakat "Hakîkatte, Aşk Hüsndür".
“İslâm dünyasının ben tasavvuruna bakacak olursak,
öncelikle klasik dönemle modern zamanları birbirinden
ayırmamız gerekiyor. Klasik İslâm medeniyeti, hakikatin
evrenselliğine inanmış, kendi dışındaki din ve kültürleri
kucaklayabilecek esnekliğe sahip bir dünya görüşüne
dayanıyordu. Yahudi ve hıristiyan gibi, müslüman olma-
yan topluluklara hukukî bir statü verilmesi, temel hak ve
özgürlüklerinin güvence altına alınması, İslâm'ın diğer
dinleri mutlak mânada bir "öteki" olarak kategorize
etmedigini gösteriyor. Kültürel olarak İslâm, benzer bir
esnekliğe sahip olageldi. Müslüman âlimler dinî ya da
fikhî anlamda kesin ve mutlak bir "İslâm kültürü" tanıtımı yapmadılar; çünkü İslâm'ın iki temel kaynağı olan
Kur'an ve Sünnet böyle bir şeye izin vermiyordu. Bunun
yerine "Dinle ve ortak iyiyle çatışmadığı müddetçe bütün
kültür formları mubahtır" ilkesi takip edildi.”