Sigmund Freud, bir babanın “tehdit” olması gerektiğini, arkadaş değil, aksi takdirde oğlunun asla tam anlamıyla bir erkek olamayacağını düşünüyordu.
Bir çocuk, annenin dünyasına doğar; sıcaklığı, affediciliği ve güvenliğiyle. Ama olgunluğu ancak baba sınırlar, hiyerarşi ve direnç koyduğunda başlar.
Freud buna “Babanın Yasası” adını verdi. Şiddet değil, duygu altında yıkılmayan bir otorite.
Bir baba çok erken arkadaş olduğunda, çocuk asla çocukluktan çıkmaz. Tarihsel olarak, erginlenme anneden ayrılmak, korku, disiplin ve hatta acı anlamına gelirdi. Baba, tehlike, sorumluluk ve yeterlilik yolunda rehberdi.
Bugün, o rol sınırsız teselli ve empatiye dönüşüyor. Sonuç her yerde görülüyor: Konfora bağımlı yetişkin erkekler, eleştirilerden korkan, riskten kaçınan ve onay arayanlardır.
Bir babayla arkadaşlık mümkün, ama ancak güç gösterildikten sonra, öncesinde değil. O zamana dek, sertlik zulüm değil. Hazırlıktır. Dünya pazarlık etmez. Bir baba, oğlunun o gerçeğe dayanabileceğini güvence altına almak için var oldu.