Sokrates, “incelenmemiş, sorguya çekilmemiş bir hayatın yaşanmaya değer olmadığını” söylemiştir. (…) İlkesiz bir hayat, hatta ilkeleri sorgulanmamış bir varoluş, sıradan ve temelsiz bir varoluştur.
Nietzsche, hemen bütün kavramlar gibi “iyi” ve “kötü” kavramlarının da çıkardan bağımsız olmadığını öne sürerek, bu kavramların güç kavramlarıyla olan ilişkilerini araştırır. (…) insanların güçlüler ve zayıflar olarak ikiye ayrıldıklarını ve bu insanlar arasındaki ilişkilerin temelinde de ahlaki unsurlar yerine gerçek hayatta bulunan her şeyin olduğunu öne sürmüştü. (…) mevcut iyi-kötü ayrımının güçsüzlerin ve zayıf karakterli insanların ahlaki değerlerinin baskın çıkmasının bir sonucu olduğunu göstermeye çalıştı. Bununla birlikte o, bu noktada kalmayıp bir eleştiri dilinden bir imkan dili yaratma yoluna gitti ve güçlü karakterlerin kendi değerlerini yaratma ve bildik iyiyle kötünün ötesine geçmek suretiyle yeni değerler yaratma potansiyelini ortaya çıkarma çabasını sergiledi.
Bir insan, bilge de olsa utanmamalı
yeni şeyler öğrenmekten, diretmemeli.
Dere kenarındaki ağaçlardan, dallarını
eğenler kurtulur taşkınlarda, oysa
köklerinden sökülüp gider kaskatı direnenler.
Yelkenleri sonuna kadar gererek rüzgarı
karşılayan denizci, alabora olup ters dönen
teknesiyle sürdürür yolculuğunu.