E.

10/10
·78 syf.··
Beğendi
·
2025 28. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2025 22:13
Buraya kendi notlarımı yazacağım ve yer yer kitapla ilgili spoiler (mitoloji anlatısında spoiler ne kadar olabilirse) ve kitapta olmayan ek bilgiler de ekleyeceğim. Düşük ihtimal, fakat olur da okuyan olursa spoiler uyarısı yapmış olayım :) Tüm mitoloji okumalarında, temel tarihsel bir akış bilmek gerekiyor. En azından ilk dönemleri bilmeli: Kaos, evrenin ilk halidir. Gaia (toprak ana) doğar ve ondan da Uranos (gökyüzü), Pontus (deniz), dağlar vs doğar. Gaia ve Uranos’un çocukları olarak Titanlar (devler), Kyklopslar (tek gözlü devler), Hekatonkheirler (yüz kollu devler) doğar. Fakat Uranos bu çocuklardan iğrenip hepsini Gaia karnına geri tıkar. Gaia sancıdan kurtulmak için Uranos’u devirsin diye oğlu Kronos’a tırpan verir. Kronos, babası Uranos’un cinsel organını keser ve buradan çıkan köpüklerden güzel tanrı Aphrodite doğar. Kronos iktidara geçer ve Titanların dönemi başlar. (Bu arada kronos zaman tanrısı olarak da geçer, bkz. krono-metre kavramı) Bir kehanet nedeniyle Kronos kendi tahtının çocukları tarafından alınacağı endişesiyle tüm çocuklarını doğar doğmaz yutar. (Bkz. “Oğlunu yiyen Satürn” tablosu. Roma mitolojisinde Kronos’un diğer adı Satürn) Eşi Rhea bu duruma dayanamaz ve oğlu Zeus doğunca onu saklar. Zamanı gelince Zeus da babası Kronos’u alt eder, babasının yuttuğu tüm kardeşlerini kusturur ve iktidara geçer, böylece titanların çağı biter ve olympos tanrıları çağı başlar. Bu noktaya kadar kaba kuvvet ile elde edilen iktidarı, Prometheus akıl ile yener. Evet o malum konu; Titan olan Prometheus, ateşi çalar ve insanlığa verir. Böylece insanlığa tüm sanatları öğretir. Burada ateş, bilgiyi, tekniği, sanatı temsil etmesiyle insanlığa bir armağan. Peki bu armağanın bedeli ne? PANDORA. Zeus, ceza olarak Prometheus’u zincirler. İnsanlığa verdiği ceza ise
Mitoloji
Zincire Vurulmuş PrometheusAiskhylos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201910,1bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
neminem laede*
8/10
·155 syf.··
2025 26. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2025 00:55
Schopenhauer’a hayran olmamak ve ondan nefret etmemek mümkün değil. Kant ve Platon’dan etkilendiğini bu kitapta daha net görebiliyoruz. Schopenhauer, isteme(istenç) ve tasarım üzerine kurulu felsefesine ilk bölümlerde bolca değiniyor. Canlılar üzerinde etkili olan “istenç”in asla doyurulamayacağını, onu Danaidler’in fıçısına* benzeterek vurguluyor. (*Mitolojide Danaidler, Danaos’un kızlarıdır ve altı delik bir fıçıya sonsuza kadar su doldurmaya mahkum edilerek cezalandırılmışlardır.) Kitap bolca tekrarlardan oluşuyor, biraz da konular dağınık ele alınmış, kendimce başlıklara ayıracağım ve en son kitabın bana çağırışım oluşturduğu Kohlberg’in ahlak gelişimi kuramına değineceğim. MERHAMET KAVRAMI Kitabın büyük bölümü ahlak felsefesi ve bu bağlamda da “merhamet” kavramı üzerine kurulu. Özellikle önemli olan ilkelerden biri neminem laede (kimsenin acı çekmesine izin verme). Diğeri de omnes juva (herkese yardım et). Schopenhauer bütün davranışların ahlaktan yoksun olduğunu çünkü içerisinde bencillik bulunduğunu belirtiyor. Tek ahlaklı davranış ve ahlakın temelinde yer alan şey, merhamettir. Acımasızlık dürtüsü ise merhametin zıddı olduğu için bağışlanması mümkün olmayan suçtur. İnsan davranışlarının üç temel itici güdüsü vardır, - Bencillik: kişinin kendi rahatını amaçlaması - Kötülük: kişinin başkalarının acı çekmesini amaçlaması - Merhamet: kişinin başkalarının rahatını amaçlaması. Bunların dışında, bolca açıklamalarda bulunduğu adalet kavramının yanında, haksızlık, görevini yerine getirmemek, hıyanet kavramlarını da işliyor. Hıyaneti, en tiksinti verici davranışlardan kabul ediyor ve Dante’nin de, hainleri şeytanların bulunduğu cehennemin en derin yerine yerleştirdiğini de ekliyor. Dante’ye yaptığı atıflar, beni kitaplığımda bekleyen İlahi Komedya setimle göz göze
Felsefe-Düşünce
MerhametArthur Schopenhauer · Dergah · 2017365 okunma
10/10
·119 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Ağustos 2025 01:42
Melisa Kesmez hakkında ne demeliyim bilmiyorum. Bu bir kitap incelemesi de olmayacak. Onunla Nohut Oda kitabı ile tanıştım. İlk okuduğum kitabı. Fakat nasıl bir okuma… Hacmi küçük diye sağda solda bir şeyleri beklerken vakit geçirmek amaçlı bir okuma olacaktı. İçten içe küçümsemiştim sanki, ne de olsa bir öykü kitabıydı, çok odaklanılmış bir zamanı hak etmiyormuş gibi bekleme sürelerimi dolduracaktı. Oysa cümlelerinin duygu yoğunluğunu, hisleri kelimelerle bu kadar derin tasvir edişini gördükçe vuruldum, beni beklediğim koridorlarda, yolculuklarda tamamen çevremden soyutladı. İçimdeki binbir çeşit rüzgarlardan bir parça anlattı her öyküde. Ve her kitabındaki her öyküde bir parçamı ya da bir damla gözyaşımı bıraktırdı. Sonra Çiçeklenmeler kitabını bir İstanbul yolculuğunda yanıma almıştım. İlk sayfada tam da yolculuğuma başlarken bir sürpriz yaptı bana “Tanrı’nın yarattığı ilk şey yolculuktur.” cümlesiyle. Ardından çiçekli bahçelere çıkardı yolumu. Diğer yandan bir kadının düşe kalka kendini arayış öyküsünü anlattı. Daha sonra Küçük Yuvarlak Taşlar okuttu kendini, sanırım diğerleri yanında biraz sönük kalan kitabıydı bu benim için. Şimdi de Bazen Bahar sonlandı. Yine o tuhaf, hem hüzünlü hem huzurlu tadı damağımda bıraktı. Sanırım Melisa Kesmez ne yazarsa okuyacağım ve böyle tüm kadınları kapsayan bir iç ses gibi, iddiasız, içten, derinden ve bir suyun akışı gibi usul usul yazabilen bu kadını gerçekte tanımak isteyeceğim.
Bazen BaharMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20195,3bin okunma
10/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2025 10. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2025 23:40
Bu kitapla ilgili çok kişisel yorumlar yapacağım. Sadece ne hissettim, ne düşündüm. Öncelikle beni hem büyüleyen hem de hayatın içinde zaten artık bir şekilde farkına vardığım bir şeyin altını çizerek, gizli umudumu çalan bir okuma oldu. Anladığım şey şu ki; bir insan, başka bir insanın gerçeğine, zihnine, derinine asla tam anlamıyla ulaşamıyor. Çoğu zaman iç dünyamızda birer yabancıyız, en yakındayken bile. Yanılgıyız birbirimize. Açıkçası “işin aslı” nedir pek bilemeyeceğiz kendi penceremizdeki manzara ile. Bunu ayrıntılarıyla daha iyi görebilmek için kitabı baştan tekrar okumam gerekecek. Kitap üç bölümden oluşuyor. Ilonka, Peter ve Judit, kesişen kaderlerini kendi pencerelerinden anlatıyorlar. Ilonka ne alt tabakadan biri ne de üst seviye bir burjuva. Arada. Böylece hep bir sıkışmışlık, kendini kabul ettirme duygusu hissettiriyor anlatımında. Peter üst düzey bir burjuva. Kitabın en ağır ilerleyen ve benim okumaktan en çok keyif aldığım bölüm Peter’ı okuduğum bölümdü. Peter’ın, eksiksizlik içinde, kusursuz bir planlılığın sıkıştırdığı huzursuz bir yaşamda, tek aradığı şey gerçek aşk. Bulabiliyor mu? #271183113 Judit ise çok çok yoksul bir aileden gelen bir proleter. Onu okurken soyut fikirler içeren cümlelerle, duygular üzerine uzun nutuklarla pek karşılaşmıyoruz. O gerçek dünyayı tanıyor ve onu dramatikleştirmeden anlatıyor. Ölümü, açlığı, savaşı ve kiri. Ve çukurdaki fareleri… Yaşama nerede doğduğumuz, sonra da hangi yerlerde kendi yaşamımızı doğurduğumuz öyle önemli ki. Sürekli bunu düşündüm üç farklı kişinin anlattıklarını okurken. Üçünün de odak noktası birbirlerinden öylesine farklı... Dediğim gibi kitap bitince, bir insanın başka bir insanı asla yeterince anlayamayacağını, tanıyamayacağını düşündüm. Hiçbir şey iki insanın
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,522 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2024 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2024 01:48
Onegin ile yıllar önce 1999 yapımı filmi ile tanışmıştım. Yirmili yaşlarımın başıydı ve Onegin’in duruşu, umursamaz soğukluğu, bir aşka geç kalmış şekilde karşılık vermesi bile etkilemişti beni. Başrol benim için de Onegin’di. Şimdi yıllar sonra Puşkin’in bu ilginç tarzda şiir-roman olarak yazılmış kitabını okurken diğer yandan filmi de tekrar izledim. Ve asıl başrol, saf, dolaysız, içten karakteri ve karşılıksız aşkıyla Tatyana'ymış diyorum. Nasıl kırılgan ve nasıl güçlü... Onegin ise özgürlük düşkünlüğü maskesiyle, zaaflarla, zayıflıklarla dolu. Deneyimlerden soğumuş kalbiyle, ruhsuz bir adam olan Onegin’in bile duygularını dalgalandırıyor Tatyana’nın içtenliği, sadeliği, özgünlüğü. “İçtenliğiniz dalgalandırdı benim çok Zamandan beri susmuş olan duygularımı” diyor Onegin ona. Spoiler vermek istemiyorum :) Ancak Onegin beni bir hayli öfkelendirdi. Neden? Neden? diye sorgulattı. Bunu kitabı okumuş biriyle tartışmak, sorgulamak isterdim. Kaldı ki zavallı Tatyana da sorguluyor "Neden şimdi?" diye. Tüm bunların ötesinde Puşkin, zamanın toplumsal yapısını, karakterlerin duygularını dillendirişlerinde vurgulayarak çok ustaca eleştirmiş. Ve her ne kadar kitabın adı "Yevgeni Onegin" olsa bile Tatyana'nın tasvir edilişi o kadar yüce ve ön planda ki.. Filmde de Tatyana rolünde olan Liv Tyler bu onurlu betimlemeye çok uygun bir seçim olmuş :) İnceleme saymıyorum bunu. İzlediğim film, okuduğum bir kitabın yıllar içinde nasıl farklı görüngüler oluşturacağına dair bir iz bırakmış olayım.
Yevgeni OneginAleksandr Puşkin · Yapı Kredi Yayınları · 20201,138 okunma