Schopenhauer kendi ahlak felsefesinin temellerini anlattığı bu eserinde, yine çok karmaşık ve çetrefilli konulara değiniyor.
Öncelikle insanın istek ve arzularının kontrolsüzce peşinden koşmasının, insanın doğasındaki bencilliğinin, hırslarının analizini yapıyor. Bunun sonucunda da hayattaki acıların izini sürüyor ve gözler önüne seriyor.
Schopenhauer bu içinden çıkılmaz ortamda, ahlaki olarak değerlendirebileceğimiz iyilik, cömertlik, merhamet gibi davranışların da bu acılardan doğduğunu ve bu acıları, hem kendisinde hem de başka canlılarda farkına varan insanın daha ahlaklı olabileceğini vurguluyor. Bu noktada da ahlakın, iyiliğin, sevginin temeline de insandaki merhamet duygusunu oturtuyor. Buna göre, kendisini başkasının bedeninde, duygusunda, acılarında hisseden, yani empati sahibi insanın merhamet sahibi ve iyi bir insan olabileceğini ifade ediyor. Merhamet duygusuna dayanmayan sevginin ise her ne olursa olsun bencillikten kurtulamayacağını belirtiyor. Ayrıca merhameti de yalnızca insanlara yönelik değil, başta hayvanlar olmak üzere bütün canlılara yönelik olarak ele almakta. Yazarın dönemini göz önünde bulundurunca bu konuda daha ileri bir noktada olduğunu söyleyebiliriz.
Kitapta ahlakın kurallarla dayatılmasının insanların davranışları değiştirse de kalbe inemeyeceğini, insanı gerçekten ahlaklı yapamayacağını da belirtiyor. Bu noktada yazar, insanın özüne, vicdanına odaklanıyor. İnsanın iyiliğe, kötülüğe, bencilliğe ya da merhamete ancak doğuştan sahip olabileceğini, bunun sonradan değiştirilemeyeceğini belirterek, yine karamsar bir sonuca bağlıyor düşüncelerini. :)
Sonuç olarak, Schopenhauer'un eleştirdiği ve birçok filozofun ihmal ettiğini belirttiği merhamet duygusu ile ilgili olarak çok değerli tespitleri bulunmakta. Okumak ve değerlendirmek şart diye