Bu incelemeyi yazmadan önce kitapla ilgili birkaç değerlendirmeye daha göz attım. Farklı bir bakış açısı olarak; yazarın önsözünde söylediği gibi duyguların kaybolmaması ve doğallığı bozulmaması için üzerinde pek değişimlere duraksamalara uğramadan yazılmış, çevirmen de buna özen göstererek ele almış olsa gerek bu kitabı. Haliyle dil anlatımı beni de çok içine çekebilmiş bir roman değil. Kitap boyunca beni içine alamamış bu kitap yazarın önsözüyle tebessüm ettirdi, daha sıcak geldi :) Bunun dışında kitabı okurken duraksayıp düşündürten bir iki notaya değinmek istiyorum.
Montag, Faber ile işbirliği yapıp eşinin yanına döndüğünde yıllarca aynı ortamlarda bulunduğu insanlara bir öfke duyuyor, hatta tiksiniyor onlardan. Faber bunun üzerine '.... sen de düne kadar öyleydin.' dediğinde ise şunu çıkarıyoruz: Montag'ın onlara bir anda bu kadar öfke duymasının alt metninde kendisine olan kızgınlığı yatıyor. Bunca süre içinde tuttuğu, anlamlandıramadığı duygular dışarı çıkıyor ( zaten kendisi de bunu birkaç kelimeyle dile getiriyor). İlk başta okurken Montag'ın tepkilerini yersiz ve abartı bulsam da bunun üzerine biraz düşünce daha iyi hissedebildim o duyguyu.
Bir başka değinmek istediğim nokta: Kitapta büyük okurlar toplumdan dışlanıyor. Görmeleri gereken ilgiyi görmüyorlar (bilim insanları, sanatçılar, okurlar vb.) ki bu gerçek hayatta da biraz böyle değil mi zaten :) Bu kısmı okurken kitapları içlerinde barındıran insanların bunu nesillere aktarmaları ne kadar doğru olacak ne kadar yanlış olacak derken şunu fark ettim ki: yazının güvenilirliğini, sözlerinse değişime kolayca uğrayabileceğini akıllara getirerek bitirmiş yazar romanı.
DEĞERLENDİRME
Dil anlatımıyla olmasa da kurgusuyla -en azından- beni istediği yere çekmiş gibi görünüyor. Genel olarak okurken evet işte