John Steinbeck, Cennetin Doğusu ile sadece bir roman anlatmıyor; kuşaklara yayılan bir aynada kendimizi izlemeye davet ediyor. Aile, günah, bağışlama ve en çok da ‘seçme özgürlüğü’ üzerine yazılmış bu destansı kitapta, kendi hayatınızdan da çok şey bulacaksınız.
Steinbeck’in kaleminden dökülen bu hikâyeyi okurken, bir roman değil, sanki yazarın kalbinin en derin odalarına gizlenmiş bir aile albümünü karıştırıyor gibi hissedeceksiniz.
Mesela Samuel Hamilton karakterinde Steinbeck’in gerçek büyükbabasını görmek çok etkileyiciydi. Küçük bir araştırma bile, Cennetin Doğusunun yarı otobiyografik bir eser olduğunu anlamaya yeter.
Kurguyla gerçeğin bu kadar zarif bir şekilde iç içe geçtiği eserler gerçekten çok kıymetli.
Karakterlerin, “İyi olabilir miydim?” ya da “Kötülüğü seçmek zorunda mıydım?” sorularının gölgesinde yaşadığı bu romanda Steinbeck, iyiliğin de kötülüğün de bir miras olmadığını, aslında bir seçim olduğunu hatırlatıyor bize.
Ve bunu bir kelimeyle yapıyor:
Timşel.
“Hükmedebilirsin.”
İçimizdeki karanlık ne kadar derin olursa olsun, seçim hakkı hep bizde değil midir zaten?
Kitap bitti ama içimde bir yer hala Salinas Vadisi’nde kaldı.
Herkese keyifli okumalar dilerim.