Öncelikle bu kitaba bir biyografi kitabı olarak başlamayın, çünkü değil. Yazar, eseri belgesel niteliğinde bir tarihsel kurgu olarak değerlendirmiş, ancak bana göre belgesel diyebilmek için daha güçlü belgelere ve tarihsel doğrulara dayanması gerekirdi.
Kitap, isminde geçtiği gibi "Fikriye ve Gazi"nin ilişkisine yer verse de, büyük bir kısmında savaş yılları anlatılıyor. Bu dönem zaten çoğumuzun aşina olduğu savaşlar, kongreler ve kişiler üzerinden aktarıldığı için, roman okuyor gibi hissetmek zor. "Acaba bilmediğim ne öğrenebilirim?" diye dikkatle okudum, fakat karakterlerin duygu ve düşüncelerinin büyük ölçüde yazarın hayal gücüne dayandığını düşündüm.
Dili sade demek isterdim ama bazı bölümlerde sadelikten çok basitliğe kaçan bir anlatım vardı. Özellikle Gazi Mustafa Kemal’in sürekli alkol aldığına dair yapılan vurgu beni rahatsız etti. Latife Hanım'la olan evliliği hepimizin bilgisinde olsa da, Latife'nin kıskançlık krizlerinde söylediği cümlelerin bu kadar net bir şekilde aktarılması bana doğru gelmedi -ne kadar gerçek, tartışılır.- Yine Fikriye Hanım'ın aşkı güzelce işlenmiş, sadakatle paşasına bağlı bir kadın, intihara meyledecek kadar tutkuyla bağlanmış. Ama Atatürk'ü sürekli daldan dala konan, kalp kıran biri gibi göstermiş. Orda da ona sinir olmaktan Fikriye'ye odaklanamadım.
Kurgusal tarih kitaplarını çok severim. Özellikle dipnotlu, kaynakçalı, araştırmaya yönelten metinlerden keyif alırım. Bu kitap ise bana, “Acaba o an ne konuşmuş olabilirler?” diye yazarın empatiyle kurduğu sahnelerle doldurulmuş hissi verdi.
Belki de bu kurgu, Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük bir şahsiyet üzerinden yapıldığı için beni bu kadar rahatsız etti. Çünkü böyle kişilikler söz konusu olduğunda çok daha hassas ve titiz olunması gerektiğini düşünüyorum.
Açıkçası okurken hep