nihal sipahi

Ben bir göçmen çocuğu idim. Göç ve göçmen bende daima derin duygular uyandırır. Göç hikayeleri, göç manzaraları, çocukluk hatıralarım içinde daima canlı olarak yaşadı. Fakat muhacirliğin bu kadar derin bir sefalet olacağını hiçbir zaman düşünmemiştim.
Sayfa 73 - Muhacir, Osmanlı Devleti tarafından kendi vatanlarındaki etnik temizlik veya savaş gibi sebeplerden dolayı Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden Müslümanlara verilen genel isimdir.
Alıntı
Reklam
Bir toprağa bu kadar bağlı olanlar bir gün oradan koparlarsa, onların acısını anlatacak söz hakikaten bulunmaz.
Sayfa 73 - Remzi Kitabevi
Alıntı
Göçmenler, köylerinden daima kalabalık kafileler halinde ve toplu olarak çıkarlar. Kağnılar tıklım tıklım doludur. İnekler, atlar, eşekler, hatta davar sürüleri öne katılır. Bir köy halkı, daima hep bir arada yol almak ister. Aynı insanlar, aynı bağlar, aynı hiyerarşi içinde, alıştıkları hayat nizamını yollarda da devam ettirmeye çalışırlar. Fakat çok geçmeden kafile parçalanır. Kalabalık tenhalaşır. Önce davar sürüleri kaybolur. Çünkü yol, mera değildir. Davarı yoldan meraya ayırdığın günse, artık davar elden çıkmış demektir. Açlar, kaçaklar, eşkıya onu derhal yok ederler. Üstelik sürü değil, çoban da gider... Sonra atlar, inekler elden çıkar. Ölenler, kalanlar, hastalananlar, yol değiştirenler... derken, köyden yola çıkışın üstünden daha ay geçmeden o canlı, gürbüz kafileden ortada kalan, perişan artıklar ve döküntülerdir.
Sayfa 71 - Remzi Kitabevi
Alıntı
MYRA: ZAMANIN SEÇTİĞİ
Bir kentin en görünür yeri ölülerine ayrılmışsa, orada mesele ölüm değil; kalıcılıktır. Myra’da mezarlıklar kentin uzağına itilmez. Adeta birer gözetleme kulesi gibi tepeye yerleştirilir. Yamaca oyulmuş kaya mezarları yalnızca görünmek için değil, görünürlüğü kalıcı bir tanıklığa dönüştürmek için vardır. Ölüm mekânı, yaşamın taştaki devamı olarak düşünülmüştür. Bu yüzden Myra’da mezarlar, kentin taşa işlenmiş kamusal hafızasıdır. Yaşayan kent zamanla silinirken, kentin görünür yüzü mezarlık mimarisi olur. Bugün Myra’nın siluetini belirleyen, yaşayan kentin geçici fısıltıları değil; ölülerin suskun ve kalıcı mimarisidir. Myra’dan geriye seçilmiş bir temsil kaldı. Zaman her çağdan her şeyi bırakmaz; seçer. İşte bu yüzden kalıcılık, üretimin çokluğuyla değil; zamana direnebilen yoğunlukla ilgilidir. Bugün biz tarihte hiç olmadığı kadar iz bırakıyoruz. Yazıyor, kaydediyor, depoluyor, paylaşıyoruz. Görünürlüğümüz yüksek; erişimimiz sınırsız. Ama bütün bu üretim, kalıcı bir temsil gücü taşıyor mu? Yüzyıllar sonra bugünden ne seçilecek? Bir mimari mi, bir kriz mi? Bir teknoloji mi, bir fikir mi? Yoksa yalnızca çözülmüş veri tortuları mı? Modern insanın en büyük yanılgısı, kaydedilmiş olmayı kalıcı olmakla karıştırmasıdır. Oysa kayıt, zamanın sınavını geçmiş olmak demek değildir. Anıtlar dikebilir, arşivler kurabilir, dijital hafızalar inşa edebiliriz. Ama gerçekten kalacak olanı zaman ayıklar. Her çağ kendi izini bırakır. Ama hangi izin temsil olacağına çağ değil, yüzyıllar karar verir. Bugün ise asıl soru hâlâ şudur: Bizden geriye kalacak olanı biz mi belirleyeceğiz, yoksa zaman mı? Kalıcılık, zamana dayanabilecek bir anlam üretmektir. Zamanın direncinden geçmeyen hiçbir iz kalıcı değildir.
1000Kitap
Gemerek altlarında Kızılırmak görünür. Bir çamur seli gibi akar. Ne güzel, ne de heybetlidir. Fakat insanda garip, melankolik duygular uyandırır. O zaman Anadol'da hiçbir şey, Anadolu'yu Kızılırmak kadar doğur aksettiremezdi: Fakir, somurtkan ve dertli...
Sayfa 69 - Remzi Kitabevi
Alıntı
Reklam