“Birbiri ardına geceler boyunca yıldızları seyredip durmuş ve sonunda, ‘yıldızların birer sözcük olduklarına’ kanaat getirmiştim. Samanyolu’ndaki sayısız diğer dünyalar da, tıpkı bu dünya gibi birer sözcüktü. Sonra anladım ki, nerede olursam olayım, ister düşüncelerle dolu küçücük bir odada, ister dağların ve yıldızların alabildiğine uzayıp gittiği bu evrende, her şey beynimin içinde olup bitiyordu.”
“Tanrı bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme rahatlığını, mümkün olanları değiştirme cesaretini ve bunları her zaman birbirinden ayırma bilgeliğini bağışlasın”
İnsan tüm diğer canlılar gibi doğduğunda o kadar bir ve bütün, o kadar derli toplu haldedir ki o bütünün içinde hiçbir şey ayrılık gayrılık taşımaz. Bu birlik ve bütünlüktür bir bakıma onu o çaresiz halinde yaşatan. Ne zaman ki o bütünün içinden kendisini çıkarır ve ona “ben” der, kendisiyle geri kalan her şey arasında ilk yarık açılmış olur.