Zihnim hâlâ karımın hayaliyle meşguldü. Zihnimi bir düşünce kurcalıyordu: Hala hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum. O ana kadar çok iyi öğrendiğim tek şeyi biliyordum: Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.
Karımın hayatta olup olmadığını bilmiyordum ve bunu anlamanın hiçbir yolu da yoktu (tutuklu kaldığım süre boyunca hiç bir posta hizmeti verilmemişti); ama o anda bu, önemli olmaktan çıkmıştı. Bilmeye ihtiyacım yoktu; sevgimin, düşüncelerimin ve sevgilimin hayalinin gücüne hiçbir şey dokunamazdı. O zaman karıımın ölmüş olduğunu biliyor olsaydım, sanırım bundan etkilenmeksizin, kendimi yine onun hayaline ilişkin düşüncelere kaptırırdım; onunla zihnimde yaptığım konuşmalar, yine canlı ve doyurucu olurdu.
"Beni kalbine mühürle, sevgi, ölüm kadar güçlüdür."