8/10
·158 syf.·
2026 64. kitabı
Güzel bir başlangıç yapan kitap, orta kısımlarından sıksa da son kısmı özellikle son söz kısmı defalarca okunmaya değer. Okurken çok zevk aldım özellikle son kısmında. Kitap ismi bana göre çok yanlış seçilmiş, zaten yaşar ön sözünde değiniyor buna, buna rağmen ben olsaydım kitap ismini şeyh ve Rüya koyardım. Tavsiye içermez, her kitap herkese nüfus etmeyebilir.
Alıntı
Şeyh ve ArzuSaffet Murat Tura · Metis Yayıncılık · 2002147 okunma
8/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
1879 Ingiltere, kadınlar hakları için örgütlenmeye çalışmakta. Miras haklarını alabilmek için nüfus sahibi Lordları ikna etmeye çalışıyorlar. Annabella, babası ölünce kuzenine kalan mirası ile yoksul durumda ve eskiden onun olan şimdi kuzeninin olan evde hizmetçi gibi çalışmakta. Zeki bir kadın olarak Oxford'a yerleşen ilk kadın öğrencilerden biri ama bursu için Kadınlara Oy Hakkı hareketini desteklemeli. Görevi ise krallığın en büyük stratejisti Montgomery Dükü Sebastian'ı ikna edebilmek. Dük ise babasının kumarda kaybettiği herşeyi geri almak için uğraşan sert ve soğuk bir karakter. Kitabı beklediğimden daha çok sevdim. Dönemin gerçeklerinin alt metinde ince ince işlendiği, karşılıklı çekimin yüksek olduğu ama bunu bize incelikle verildiği anlatımı ile elimden bırakmadan okudum. Bu arada A League of Extraordinary Women serisinin ilk kitabı. Diğer kitaplar da bu okuldaki diğer kadınların hikayesi. Dük ile Annabella'nın ilişkileri ilk görüşte etkilenme ve yanlış anlaşılmaların gölgesinde şekilleniyor. Annabella'nın geçmişinde yaşadığı büyük hayal kırıklığı ve dönemin kadınlar üzerinde ki baskılarından dolayı yaşadıkları beni ziyadesiyle ile etkiledi. Dük her ne kadar arkadan destekleyici tavırlar sergilese de o da dönemin baskıları altında gerçek kişiliğini sonuna kadar saklıyor. Ve neredeyse bu ilişkilerine mal olacak raddeye geliyor. Dük'e ne kadar kızsam da bazı hareketleri kırmızı bayrak sallasa da nihayetinde gönlümüzü okşamadı değil. Kitapları kendi döneminin durumuna göre eleştirmeyi tercih ediyorum. Kendi güncel önyargılarımın dışına çıkmak bu tarz kitapları okurken daha doğru geliyor. O yüzden sevdiğim bir başlangıç kitabı oldu. Serinin ikinci kitabı çıktı ilk fırsatta okumayı arzuluyorum. Dize Getirilen Dük Evie Dunmore
Dize Getirilen DükEvie Dunmore · Olimpos Yayınları · 202594 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·104 syf.··
2026 10. kitabı
İncelemesi zor deneysel bir çalışma. Ben annesini kaybeden bir çocuğun büyüdüğü evdeki tüm travmalarıyla baş başa kalan bir kişinin zihnindeki dağınıklığın metindeki biçim farklılığıyla vurgulandığı bir eser gördüm. Sanki yazarın gerçekten yaşadığı bir anıyı okuyucuyla utana sıkıla veya içindekini dökme cesareti göstererek paylaştığını düşündürdü. 10dk da okudum bitti ama aslında anlatıcı büyük bir alt metin sunuyor. Sorun şu ki bu alt metin çok kişisel. Okuyucunun kendi iç dünyasındaki kendi varoluş sıkıntıları bu metnin bünyesine nüfus etmesine izin vermeyebilir. Ama ben sevdim mi sevdim :) herkesin iç dünyasına kimse karışamaz.
Gezintide Bir EvSevinç Çalhanoğlu · Can Yayınları · 202166 okunma
7/10
·264 syf.··
2026 78. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:02
Genel olarak yazarın kalemini seviyorum. Bu kitabını da başlarda keyifle okuyordum ama sonlara doğru özellikle de son 50 sayfa beni çok bunalttı artık. Başlangıçta olan tempo düşmeye başladı ve savaş patlak veriyor. Ama o kısmı bana göre Verimli şekilde anlatmamış. Aşırı nüfus artışı Birleşik Krallığı da etkisi altına almıştır. Hükumet nüfus sorununun önüne geçmek için eşc.nselliği ve kısırlaştırma operasyonlarını öne sürüyor. Kesinlikle doğum yapmak yasak. Kıtlık zaten kapıda ve şartlar zor. Tristram ve eşinin de o sıralar oğulları vefat ediyor. Böyle ölüme giden insanlar için de kimse bir şey yapmıyor çünkü zaten nüfusun artışı istenmiyor. Ama hesapta olmayan bir şey vardır, kadın yine hamile.
Eksik TohumAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202531 okunma
Rousseau Eserleri Üzerine İnceleme
10/10
·224 syf.·
2026 48. kitabı
Rousseau’ya göre insan doğal zeminde daha gerçek bir insandı. Yaşamı akıl yürütmeye değil, saf içgüdülere dayanıyordu. Kültür ve medeniyet henüz insanı bozmamıştı.Thomas Hobbes insanın özünde bencil, hırslı ve savaşçı olduğunu savunur. John Locke da insanı mülkiyet odaklı görür. Rousseau iki düşünüre de karşı çıkar. Doğal insanda iyi, kötü, hırslı, açgözlü ya da tokgözlü gibi kavramlar yoktur. Çünkü ahlak ve mülkiyet gibi kavramlar ancak toplum oluştuktan sonra icat edilmiştir. Doğal insan ahlak öncesi (amoral) bir dönemde yaşar. İlk toplumsal topluluk aile örneğidir. Ailede anne ve babanın çocuk üzerinde geçici bir otoritesi vardır. Hobbes ve Locke modern devlet otoritesinin bu aile içi otoriteden doğduğunu iddia eder. Rousseau buna katılmaz. Ailedeki otorite sevgiye ve çocuğun korunma ihtiyacına dayalıdır; devlet otoritesi ise bu mantıkla topluma aynen taşınamaz. İnsanlar başlangıçta geniş coğrafyalarda birbirini görmeden yaşıyordu. Zamanla nüfus arttı ve coğrafi koşullar (örneğin küçük bir adada sıkışma) insanları yakınlaştırdı. Bu durum kaçınılmaz anlık karşılaşmaları doğurdu. İlk anlık karşılaşmalarda korku, şaşkınlık veya istek belirten tek heceli kelimeler (seslenmeler/ünlemler) oluştu. İnsanlar bir arada daha fazla vakit geçirdikçe, nesneleri ve durumları tanımlamak için çok heceli kelimeler ürettiler. Böylece toplumsal iletişimin aracı olan dil doğdu. Doğal durumdaki insanı iki temel güdü yönetiyordu: Birincisi kendini koruma içgüdüsü (Amour de Soi), ikincisi ise kendi türünün acı çekmesini istememe yani merhamet duygusudur. Beraber yaşamak toplum yapısının temelini attı ve insan "özsaygı" (Amour-Propre ) kazandı. Özsaygı, bireyin artık kendi gözüyle değil, karşısındakinin onun hakkındaki yargılarına göre yaşamaya başlamasıdır. Kıyaslama, kıskançlık ve kibir
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin KaynağıJean-Jacques Rousseau · Say Yayınları · 20201,829 okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2026 427. kitabı
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş (As Intermitências da Morte), Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun felsefi derinliği ve kara mizahı harmanladığı, insanlığın en büyük arzularından biri olan ölümsüzlüğü sarsıcı bir paradigmaya dönüştüren dahi işi bir romanıdır. Kendine has noktalama işaretleri içermeyen, kesintisiz ve akıcı anlatımıyla tanınan yazar, bu eserinde de toplumsal ve kurumsal refleksleri harika bir alegoriyle eleştirir. Hikaye, adı belirtilmeyen bir ülkede, 1 Ocak günü itibariyle artık hiç kimsenin ölmemesiyle başlar. Kazalar, ağır hastalıklar ve yaşlılık devam etmekte, insanlar ölümün kıyısına kadar gelmekte ama bir türlü son nefeslerini verememektedir. Başlangıçta bu durum büyük bir coşku ve ebedi hayatın zaferi olarak kutlansa da, çok geçmeden madalyonun diğer yüzü açığa çıkar. Nüfus durmaksızın artarken hastaneler, huzurevleri ve bakım evleri dolup taşar; cenaze levazımatçıları iflasın eşiğine gelir, kilise ölüm olmadan dirilişin ve inancın bir anlamı kalmadığını fark ederek büyük bir kriz yaşar ve devletin emeklilik sistemi çöker. Ölümsüzlük, insanlık için bir ödülden ziyade, içinden çıkılmaz kaotik bir kabusa dönüşür. Romanın ikinci yarısında ise olaylar yön değiştirir ve bizzat Ölüm’ün kendisi bir karakter olarak devreye girer. Bir kadın formuna bürünen Ölüm, insanlara bir mektupla grevine son verdiğini ancak artık daha insancıl bir yöntem uygulayacağını duyurur: Herkese öleceği günü bir hafta önceden mor bir zarfla bildirecektir. Bu durum yeni bir toplumsal histeri yaratırken, Ölüm’ün gönderdiği mektuplardan biri, sıradan bir çelliste her seferinde geri iade edilerek ulaşılamaz. Ölüm, mektubu teslim edemediği bu adamı merak ederek insan dünyasına iner ve hikaye tamamen farklı, sanatsal ve duygusal bir boyuta evrilir. José Saramago, Ölüm Bir
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma