İnsanlık planlanabilir bir şey değildir.
Planlandığında, eksik kalır.
Eksik Tohum, geleceği anlatan bir roman gibi başlar ama kısa sürede şunu hissettirir:
Bu kitap aslında gelecek hakkında değil, insan doğası hakkında yazılmıştır.
Anthony Burgess, bu romanda ilerleme fikrini tersyüz eder.
Toplum düzenlenir, sistemler kurulur, krizler yönetilir;
ama insanın içindeki eksiklik hiçbir zaman tamamlanmaz.
Romanın “tohum”u tam da budur:
İnsanın doyurulamayan arzusu.
Burgess’in dünyasında ahlak esnektir,
ideolojiler geçicidir,
kurumlar sürekli şekil değiştirir.
Bir dönem “erdem” sayılan şey,
bir sonraki dönemde “suç” hâline gelir.
Bu değişkenlik, romandaki asıl karanlığı yaratır.
Okur yavaş yavaş şunu fark eder:
Bu toplumda sorun fazlalık değil,
anlam eksikliğidir.
Romanın dili bilinçli olarak ironiktir.
Burgess ciddi meseleleri mizahın soğuk yüzüyle anlatır.
Okurken gülümsersin ama gülüşün hemen ardından
hafif bir rahatsızlık gelir.
Çünkü anlatılan dünya tuhaf değil —
fazlasıyla tanıdıktır.