Soysuz ve alçak olan esed sülalesinin Suriye halkına çektirdiği acılardan bir numune İnfazdan Kurtuluş Henüz 17 yaşında tutuklanan bir gencin 12 sene boyunca kaldığı ve ağır işkencelerden geçtiği hapishane hayatının hikayesi bu kitapta.. Sapkın bir itikadın ve bozuk bir dünya görüşünün yansıması olan bu soysuzlar kadim bir coğrafyanın halkını senelerce ezdiler, katlettiler, sömürdüler. En nihayetinde 14 yıl süren şanlı bir direnişin neticesi olarak, bir köpek gibi kuyruğunu kıstırıp rusyaya kaçtılar.. Geride acılarını bağırlarına basan bir halk ve intikam ruhu bıraktılar.. şebbiha domuzları şimdi bir bir yakalanıyor ve yargılanıyor. İnfaz ettikleri insanların hakları onlardan soruluyor ve ipe çekiliyorlar..
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
«"Risale-i Nur gerçi umûma teşmil sûretiyle değil; fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hadisâtın fetvalarıyla onlar terkedilmez." (Kastamonu Lâhikası, s. 77) Yani haslar dairesi azamiyet mesleğinde nümune-i imtisal olacak hayatı takib eder diye, meselenin ehemmiyeti üzerine dikkat çekildi. Yani bu esasları koruyacak olan haslar merkeziyetinin bulunması zarurîdir diye kuvvetli bir ikaz olup meseleye dikkat çekiliyor. Merhum Zübeyir Ağabey'in Tevruz Apartmanı'ndaki kendi odasında ikimiz bir meseleyi konuşurken, parmağını medresenin salon kısmına uzatarak ve ciddi bir tavra girerek, "Bu tarz medresenin varlığı son bulunca o zaman kıyamet kopacak!" dedi. Benim kanaatım şu ki, Zübeyir Ağabey böyle ciddi meseleleri Hz. Üstâd'dan duymadıkça şahsî kanaatini anlatmaz. Çünkü böyle meselelerde şahsî kanaatini söylese, benden başkalara da intikal edeceğini düşünür.» Rüştü Tafralı Ağabey (Ahirzaman ve Risale-i Nur Hizmeti, c. 3, s. 690)
1000Kitap
'Gurbet Evde Başlar'
Bu mesele, tek bir ahlâkî serzenişin ötesinde, modern insanın iç yapısında meydana gelen derin bir “ontolojik çözülme”dir. Görünen şikâyet ekran bağımlılığı, duygusal ihmal, aile içi kopukluk gibi tezahürlerdir. Fakat bunlar, kökü daha derinde olan bir hastalığın yalnızca dış belirtileridir. I. TEŞHİS: İNSANIN KENDİ EVİNDEN GURBETİ Bugünün insanı, mekân olarak evindedir fakat anlam olarak evsizdir. Evin duvarları vardır lâkin “sükûneti” yoktur. Aynı sofrada oturulur “birlik” yoktur. Bu durum, yalnız bireysel bir zaaf değil, sosyolojik bir kırılmadır. Émile Durkheim modern toplumun çözülmesini “anomi” kavramıyla açıklarken, bireyin normsuzluk içinde yönsüzleştiğini söyler. Bugünün aile yapısı, tam da bu norm kaymasının küçük bir laboratuvarına dönüşmüştür: herkes konuşur ama kimse dinlemez, herkes hak iddia eder ama kimse vazife üstlenmez. Erich Fromm ise “sevgi bir duygu değil, bir yetidir” der. Yani emek ister, dikkat ister, rikkat ister, süreklilik ister. Modern insan bu yetiyi tüketim alışkanlıkları içinde kaybetmiş, sevgi bile “hızlı tüketilen bir duygu”ya indirgenmiştir. II. TEŞHİSİN DERİNLİĞİ: İÇTEN DIŞA BOZULMA Bu tablo yalnız erkek ya da kadın kusuru değildir. İnsanın bütüncül sorumluluk dairesinden çıkışıdır. Erkek, dış dünyanın gürültüsüne sığınıp evin iç sessizliğini ihmal ettiğinde, kadın, iç dünyanın yükünü dış dünyaya kapalı bir hesaplaşmaya çevirdiğinde, çocuk, iki yalnızlığın ortasında “duygusal yetim” olarak büyür. İbn Haldun, toplumların çöküşünü “asabiyetin çözülmesi” ile açıklar. Aile, bu asabiyetin en küçük ama en hayati hücresidir. Hücre bozulduğunda beden ayakta kalamaz. III. HİKMET PERSPEKTİFİ: İNSANIN KENDİNE YABANCILAŞMASI Mevlana Celaleddin Rumi, insanın en büyük kaybını “kendinden uzaklaşma” olarak görür. Bugünün evleri, aslında
Şu an tam olarak, test sonuçları sınır değerin altında çıkmış bir numune gibiyim. Kırılmam gerekiyor ama hala yerimde durmam bekleniyor.
1000Kitap
Zümrüdankaya
Yasaklara nigehban olma, ey mah-ı zemin Orkideler seninle büyüsün bahçemizde Rahmeti özümleyen bir bende-i numune Olalım yeryüzünde, ey can, hep tazesin yar Gurbetin lisanıdır gülüşün yar, sesin yar Üflerken erdemini maveradan hicabın Zümrüdüanka neden alev alev yanıyor Ey enis-i mücella, sen ki, yelpazesin yar Limanısın ruşenimin bela okyanusunun Semadan damla damla inen firuzesin yarEsirinim; ey nur-u nigahı, m, yakma beni Sonsuzlığa seninle varalım, ey cefakar İliğime işledin; no'lur, bırakma beni Nazlısın; nazarındır ufuklarımı saran Ayrılık acısıdır damarlarımda kıvranan Yorgunum, yaralıyım; no'lur, bırakma beni Şahikasın; şavkınla tutuştu hücrelerim Esirinim; ey nur-i nigahım, yakma beni Nurullah Genç
Şiir