Benzetme yapacak olursak, bir filmi ele alalım: Bir film, binlerce bağımsız görüntüden oluşur, bunlardan her biri bir şey ifade eder ve bir anlam taşır; yine de son karesine gelinmedikçe filmin tamamının anlamı ortaya çıkmaz. Ne var ki ilk önce bileşenlerden, bağımsız görüntülerden her birini anlamaksızın da filmin tamamını anlayamayız. Aynı şey yaşam için de geçerli değil mi? Yaşamın nihai anlamı da, eğer böyle bir şey varsa, en sonunda, ölümün eşiğinde ortaya çıkmıyor mu? Ve bu nihai anlam da, her bir durumun potansiyel anlamının, ilgili bireyin bilgisi ve inancının elverdiği ölçüde en iyi şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine bağlı değil mi?
Yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğru luk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. Yani onu sevmektir.
Ama biz şimdi yalnız şunu bilmeliydik: Kolestrol biyosentezinde hız kısıtlayıcı enzim nedir? Üç hidroksimetil glutaril koenzim A. Ben kendim hiç üç hidroksimetil glutaril koenzim A görmedim. Görmeyi de ummuyorum. Pankreasa dokunmadan ölür giderim diye korkuyordum, ona da dokundum.
Doğrucası, yalnızlık sahip çıkılan, ancak sahip çıkıldığı zaman yalnızlık olabilen bir şeydir; insanın kaçınılmaz bir süreç sonucunda sürüklendiği ve dış şartların dayattığı “tek başınalık”tan, “bir kişi kalmak”tan, “kimsesizlik”ten, “gariplik”ten farklı, hem çok farklıdır.
Şiiri hayatlarında arayanlar, hayallerin gücünden yararlanmayı bilmeyip güçlü hayallerin hayatlarını baskı altına almasına, hayatlarını berhava etmesine izin verenlerdir.