Kaçmak, hep kullanılan, utanılacak da olsa, güçsüzün güçlü karşısındaki tek mücadele olanağı idi. O anda kimse karşı çıkmayı düşünmüyordu. Bir Yahudi’nin savaşması, kendini koruması mı? Şimdi onların gözünde bu gülünç, üzerinde düşünülemeyecek bir şeydi. Kölelik dönemi yine gelmişti. Toplumlarına güçsüz ve köle damgasını vuruyorlardı. Yüzyıllar bunu silememişti.
Öyle ise kaçacaklardı!
İçlerinden biri, kentteki diğer insanların koruması altına girmeyi önermiş, fakat ötekilerin yanıtı sadece aşağılayıcı bir gülümseme olmuştu. Köleliğin alınyazısı onları sonunda hep kendi kendilerine ve Tanrılarına götürmüştü. Bir başkasına hiç güvenmemişlerdi.
Ancak eninde sonunda, bu dirençte bir çeşit kızıştırma vardı. Kesin olmayan şeyler onu hep daha çok isteklendirirdi. Hem ne de olsa, bir oyun arkadaşı, bir karşı taraf bulmuştu, oyun oynayabilirdi.