Nuray

Nuray
@nuray___
Puan vermedi·80 syf.··
2025 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2025 22:50
kitabı bir yolculuk hikayesi- yola başladıkları insandan daha farklı bir insana dönüşmüş insanların hikayesi olduğunu düşünüyordum. ki kısmen de öyleydi göçmenliğin bu dünyadaki en zorlu konumlardan biri olduğunu hissettim yeniden, kaçtıkları şeylere yine muhtaç şekilde umutlarının da umut tacirlerine bağlı olmasıyla çıkışsız bir yolculuk.. tüm göçmenler için adil bir dünya diliyorum
Güneşteki AdamlarGassan Kanafânî · Metis Yayınları · 20231,295 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·136 syf.··
2021 107. kitabı
Başak'ın intiharı etrafında şekillenen bir öykü bu, kişinin kendisini öldürmesiyle ilgili birşeyden bahsediliyor ikiye bölünmekle ve bu iki parçanın da canlı olmasının dayanılmaz oluşuyla ilgili, buna katılıyorum galiba yani kitapta utanç üzerinden bahsetmiş ama bence başka bağlamlar için de geçerli bu. başak'ın intiharı, yatay ve dikey çizgilerle ifade edilen intiharı ve yaşamı. bu yaşamda karşılaştığımız iyi kalpli anlayışlı bizi seven insanlar. hayat bu kadar öz olabiliyor bazen. umutun hayata bakışını çok sevdim, ayrıntılarla hayatı okuyan biri. ahmetin takılıp kalmasına sebep olan yırtıklı kazağı, başak'ın ahmetin bu halini sevişi, ahmetin başağı kendinden bahsederken öylece dinleyişi abidinle umutun kasap önlüğü anısı. hepsini çok sevdim. barış bıçakcı bana bazen umut sarıkayayı anımsatıyor, barış bıçakçı tipi yaşantılar ve başarısızlık :) cananın evi hakkında her köşesini zebanilerin tuttuğu cehennemlik benzetmesine ise bayıldım. cananın ailesiyle ilişkisine de öyle. ama başak umut türkan ailesi bana biraz korkunç geldi fazla kapalı gerçekten de en nihayetinde başak nerede oyununu oymamaları da korkunç biraz,ama daha korkuncu bu oyunu türkanın ve nannanın da biliyor oluşu, paylaşılan sanrı gibi birşey bence bu, bende biraz dehşet duygusu uyandırdı doğrusu. bizim büyük çaresizliğimiz kadar beni etkilemese de iyi bir barış bıçakçı kitabı daha. 7.5/10 diyor ve bir süre daha yere paralel gitmeyi ve bizleri hayatta tutan güdünün içimizden yok olup gitmemesini umut ediyorum :')
Bir Süre Yere Paralel Gittikten SonraBarış Bıçakçı · İletişim Yayınevi · 20203,109 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2021 81. kitabı
bu dünyaya kini değil sevgiyi paylaşmaya geldim diyor Antigone ve sonunda bir zindanda gencecikken henüz düğün şarkıları söylenmemişken* yaşamına son veriyor; yani bu dünya biraz da böyle bir yer işte, buna itiraz etmek de bunu asla kabullenememek de birşeyi değiştirmiyor. lise yıllarında hikayesini bi blog sayfasından okuyup çok sevdiğim o andan beri hep zihnimde yaşayan bir karakter oldu antigone ve onun trajedisi. şimdi yeniden okuduğumda o kuvvetli duyguyu inandığı doğruyu savunabilmenin ne denli zorlu olduğunu hissettim. yasalar ve onların savunucuları. antigone da nihayetinde bir savunucu. tanrının yasasını savunuyor, kreonkine karşı ve kreona rağmen. aslında gelenekçi de bi insan. ben hikayeyi okurken içten içe hep abisi polynices için bu direnişte olsun istedim sanki ama galiba hikayenin kuvvetli oluşu da öyle olmayışından kaynaklı. ama bir yerde kardeşine o bizim abimiz bir başkası değil, yeni bir abi yaratamayız onun ölüsünü korumak zorundayız minvalinde birşey söylüyor. insan ölüsüne saygının da insanlık için ne kadar eskiye dayandığını farkettim bu trajediyle. kitap sunulurken kreonun trajedisinden de bahsediyor yani normalde antikahraman seven 1 insan olarak kreonu benimseyemedim. bir de bence bu kadar gaddar olmayabilirmiş gibi hissettim yaaani sanki inat etti :d yine de bu olan biteni değiştirmez tabi. peki haimon... yaaa o yeraltındaki halleriii beni mahvetti. aşk.... dedim yine. haimonla birbirlerine sarılmaları da böyle gözümde canlandı ve roberto ferri'nin bi tablosunu anımsadım. ya bir de bu kahinlik mesleği neden bitti cidden hoş bir olay kehanetler filan ne bileyim sprituel bi yanım mı varmış hoşuma gitti yani :d antigone'un kız kardeşini de ben anladım yani hak verdi antigone'a ama yani boş bir çaba olduğunu düşündü kendini ateşe atmak olduğunu
AntigoneSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20226,3bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2021 101. kitabı
kitabın başlarında bitkin ve sandalyelere yayılmış insanları güzel bulan karakter, kitabın sonunda da o bezginlikle hareket edemeyen insanların içinde. kitaptaki huzursuzluk tanımını okuyunca aa bu bende hep varrr dedim; kapalı alandan açık alana açık alandan tekrar kapalı alana geçip gitmeyi istemek, birşeyden kurtulmaya çalışmak veya birşeyi beklemek bilmiyorum hangisi. ama ebedi huzursuzluk :d. karakterin sevgilisiyle ve toplumla bir uyumsuzluğu var ama ben okurken o uyumsuzluğun karakteri bi psikiyatri kliniğine yatırtacak düzeye ulaşacağını tahmin etmemiştim, kendisinin söylediği gibi acaba akut anksiyete mi sebep oldu yoksa daha yavaş mı ilerledi ben bunu kestiremiyorum. ama bence kitabın en en güzel kısımları o ekmekli kısımdan itibaren başlıyor. kitabı okurken kendimle ilgili de yeni yeni gelişen bir şeyi farkettim, karakterin örneğin kültür dairesinde ve işyerinde ve iş başvurusu yaparken de bildik normal tepkilerin dışında deliliğe kayan tepkiler veresi geliyor ya, onu çok iyi anladım. yani böyle bir öfke nöbeti gibi değil de iyi günler demek kadar doğal bir tepki gibi sınırda tepkiler versek dehşetimizi öfkemizi belli etsek ama son derecce sakince yapsak bunu ne olur hani ne değişir, bu düşünceyi bu aralar içimde hissediyorum biraz artık hayatın dayanılmaz olması ile hayatı umursamamaya başlamak arasındaki bir yerde insanın içine doğan bir tepkiymiş gibi. (ya da belki lise felsefe hocamın kehanetine yaklaşıyorum :d) güvenlik görevlisinin kendisini takip etttiğini sanırken, deliliğim bir an güvenlik görevlisi maskesiyle beni yakalamakla korkuttu tahminime göre hastayım dediği kısmı da çok beğendim, anksiyete bu ya gerçekten yaşayan bilir delirdiğinizi hissediyorsunuz ama kendinizi o düşüncenin gerçekleşme ihtimaline(%5 filan) inanmaktan da asla
Mutsuzluk Zamanlarında MutlulukWilhelm Genazino · Ayrıntı Yayınları · 20205,6bin okunma
Puan vermedi·479 syf.··
2021 86. kitabı
ilk incelememi belki de hayatımdaki ilk önemli kitabıma yapacağım, gerçekten çok gençken 16 yaşında okuduğum ve galiba beni ilk olarak en çok etkileyen kitaptı, şimdi yıllar sonra dahi hayatıma girmiş bir insan gibi görüyorum bu kitabı, her etkilendiğim kitap için geçerli değil bu ama burada şu var, lise zamanlarında hayatla ilgili ideallerimiz var ciddi ve gerçek anlamda inandığımız, hayata dair bazı kelimelerin karşılığını ilkkez tahayyül ediyoruz ama aynı zamanda o yaşlarda yeni yeni hayatın içine karışırıyoruz kendi küçük dünyamızdan biraz daha alanı genişletilmiş bir yere başımızı çeviriyoruz sonra bakıyoruz ki bizim ideal olarak gördüğümüz denklemler kurup inandığımız bir hayat ve insanlar yok karşımızda. her şeyin kendine özgü ve biraz da iğrenç bi düzeni var. bunu kabullenemiyoruz içten içe. şimdi seneler sonra bu berbat kurulu işleyişe alıştım galiba yine bıkmadan isyan ediyorum ama o yaşlardaki öfkemiz de heyecanımız da çok daha farklı ve hayattan bir damardı sanki. incelemeden koptum bi saniye :) insan ilişkileri için de inandığımız idealize ettiğimiz bu muhakkak ki böyledir dediğimiz başka türlüsüne ihtimal veremediğimiz hemen her ilişki biçiminde de yanılmışız, daha farklı daha köşeden daha hassas bir noktadan yaşamaya çalışırken belki de beceremedik. hikmet benol gibi bizler de kendimize gecekondular bulup oralarda uzun uzun konuşmalar yaptık balkonlara yakın durduk. bilmiyorum bazen bu kitabı o yaşta okumasaydım acaba içimdeki hassas yaşanmasını beklediğim hayatın bir karşılığının olduğuna daha az mı inanacaktım diyorum. bilmiyorum. 9.5/10
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma