Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım.
yüreğini büyük bir sevinçle dolduran bütün bu doğal, ona ruh dinginliği veren şeylerin hepsi şimdi ona başka türlü görünüyor; can sıkıcı, hatta çok gereksiz geliyordu. Sanki birisi ona, "Aptal kız, aptal kız! Yirmi yıldır ıvır zıvır işlerle uğraştın, boş yere birilerine hizmet ettin! Hayat nedir, mutluluk nedir, aramadın!" diyor gibiydi.
Tanrı'nın hepimizin gönlüne eşit olarak koyduğu sevme gücü, onun yüreğinde henüz uyandırılmadan, kımıltısız yatıyordu. Daha sonraları uzun süre, içinde birşeylerin kıpırdandığını hüzünlü bir mutlulukla sezmiş, ama gönül hazinesinin kapısını açıp içindekileri başkalarına akılsızca dağıtmaktan korktuğu için bu zenginliği kendi kendine seyretmek zevkiyle yetinmişti.