İmparator Tiberius döneminde bir adam kırılmayan cam icat etmiş. Büyük bir ödül beklentisi ile imparatora gitmiş. Buluşunu göstermiş. Tiberius ona bu buluşundan başka birine bahsedip bahsetmediğini sormuş. Adam hayır cevabı verince Tiberius "Altın çamur kadar değersizleşir" korkusuyla adamı öldürtmiş. Bu hikayenin iki ilginç tarafı vardır. Birincisi, adam daha en başta iş kurup camı satarak para kazanmak yerine ödül beklentisi ile Tiberius'a gitmiştir. Bu, Roma hükümetinin teknolojiyi kontrol etmedeki rolünü gösterir. İkincisi, Tiberius olası olumsuz etkilerden dolayı bu buluşu hiç düşünmeden yok etmiştir bunlar yaratıcı yıkımın ekonomik etkilerinden duyulan korkudur.
Gotların, Hunların ve Vandalların Roma'ya karşı başarısı Roma'nın çöküşünün sebebi değil, göstergesiydi. Cumhuriyet döneminde Roma Kartacalılar gibi çok daha organize ve tehdit edici düşmanların üstesinden gelmişti. Roma'nın çöküşü Maya kent devletlerinin çöküşüne çok benziyordu. Roma'nın her geçen gün daha sömürücü hale gelen siyasi ve ekonomik kurumlarının iç savaşa ve çatışmalara sebep olması onun sonunu getirmişti.
Sömürücü kurumların sağladığı büyüme doğası gereği kapsayıcı kurumların sağladığı büyümeden çok farklıdır. En önemlisi sürdürülebilir olmamasıdır. Sömürücü kurumlar doğası gereği yaratıcı yıkımı beslemez ve en iyi ihtimalle sınırlı bir teknolojik ilerlemesi sağlar. Dolayısıyla ürettikleri büyüme uzun süreli olmaz.
Kongo halkı zenginleşmek için para biriktirip örneğin sabana yatırım yapabilirdi. Ama buna değmezdi çünkü daha iyi bir teknoloji kullanarak elde edecekleri her ekstra ürüne kral ve çevresindeki elitler büyük ihtimalle el koyacaktı. Kongolılar üretkenliklerini artırmak ve ürünlerini pazarda satmak için yatırım yapmak yerine köylerini pazardan uzak yerlere taşıdılar; yağmadan korunmak ve köle tüccarlarından kaçmak için işlek yollardan mümkün olduğunca uzak durdular